14/2015

14 December 2015

Nasıl sonuç alınabilir? Mülteci krizinin uzamasının sebebi bulanık zihinler

Refugee family crossing into Germany

PDF version of this newsletter

Sevgili ESI Dostları,

24 Kasım 2015'de İsveç hükûmeti ülkeye gelen mülteci sayısını azaltmak üzere bazı önlemler alacağını açıkladı. Başbakan Stefan Löfven "Bugüne kadar sürdürdüğümüz uygulamamıza, yani yüksek miktarda sığınmacı almaya artık devam edemeyeceğimizi üzülerek bildiriyorum" dedi. Gelecek baharda mültecilere artık sadece geçici ikâmet izni verilecek olan İsveç'e 2015 yılı sonu itibarıyla varan mülteci sayısı 190.000'i bulacak.

08 Aralık 2015'de Almanya'nın Bavyera eyaleti yetkilileri bir milyonuncu mülteciyi kaydettiklerini duyurdu. Bu veri, Almanya İçişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı: bu tarihten dokuz gün önce bakanlık görevlileri, mültecilerin ülke çapında dağıtımını sağlayan bilgisayar sistemine 965.000 sığınmacının dahil olduğunu  bildirdi.

Partisinin 14 Aralık 2015'deki kongresinde Almanya Başbakanı Angela Merkel izlemekte olduğu mülteci politikasını güçlü bir şekilde savundu. Başbakan "İnsanî sorumluluğumuzun bilincindeyiz... Bu Avrupa için tarihî bir test... Büyük işler başarmak, ülkemizin kimliğinin bir parçası" dedi. Merkel aynı zamanda Alman toplumunu bunaltmamak için 2016'da mülteci akınının azaltılması gerekliliğini tekrarladı.

Mültecilere koruma sunulmasına dair halen devam eden kaotik durumu daha düzenli bir sürece dönüştürmek amacıyla Türkiye ile anlaşmaktan bahseden ilk Avrupalı lider, Angela Merkel'di. Kasım sonu Alman Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel ve Dışişleri Bakanı  Frank-Walter Steinmeier da ortak yayınladıkları bir makalede aynı yönde bir görüş kaleme aldılar:

"Eğer Türkiye Avrupa Birliği ile ortak sınırları korumaya büyük bir katkı yapmaya hazırsa ve aynı zamanda söz konusu sınırları geçmeye çalışan mültecileri geri kabul edecekse, Avrupa Birliği de bunun karşılığında Türkiye'ye destek olmak zorunda... Almanya da -diğer iç savaşlarda yaptığı gibi- Avrupa'nın bu desteği çerçevesinde Suriyeli mülteci gruplarını kabul edip yeniden yerleştirmeli. Mülteci grupları güvenli bir şekilde Avrupa ve Almanya'ya getirilecek... Söz konusu prosedür ülkemize gelenler üzerindeki denetimi de arttırmaya yarayacak çünkü sığınma başvurusu, kimlik doğrulaması ve kayıt altına ama işlemleri göç yolculuğu öncesi gerçekleştirilecek. Bu sayede insanlar koruma elde etmek için Balkanlar ve Akdeniz'i aşmayı gerektiren  tehlikeli güzergâhı denenmek zorunda kalmayacak. Hiç kimse Avrupa'ya erişmek uğruna hayatını tehlikeye atmamalı. Bu iddialı bir ölçüt ancak aşağısı da kabul edilebilir değil."

Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) bunlara benzer fikirleri ilk kez üç ay önce dillendirdi. Ekim başında ise bütüncül bir plan geliştirdi (Merkel Planı – Kontrolü yeniden sağlarken merhametli davranmak – Suriye kaynaklı mülteci krizine dair bir çözüm önerisi). Oluşan fikir birliği bizlere umut ve güven veriyor ancak uygulama da büyük sorunlar var. Şu an önemli olan masadaki bütün önerilerin ayrıntılarına bakarak, içlerinde gizlenen şeytanı görmek.

UNHCR refugee camp

 

Yeniden yerleştirme mekanizması hangi şartlarda işleyemez

Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Komisyonu "gönüllü insanî yeniden yerleştirme planı" adlı bir teklif hazırladı. Söz konusu teklifin 15 Aralık Salı günü AB Komiserlerince onaylanması bekleniyor. Bu, bazı AB devlet ve hükûmet başkanlarının özel temsilcilerinin 04 Aralık'ta bir araya gelmesi ile başlayan bir dizi toplantının en son halkası.

Bu teklif o kadar kusurlu ki, Berlin'in tüm umudunu bağladığı sancak gemisi gibi değerlendirilen yeniden yerleştirme projesini çökertme ihtimali büyük. Teklif ayrıca Türkiye ve Suriyeli mülteciler açısından olumsuz algılanabilecek hususlar içeriyor.

Komisyon "hızlı", "esnek", ve " etkili" bir yöntem öneriyor. Bu aldatıcı bir tanımlama. Komisyon için "esnek", "Türkiye'nin önlemleri sonucu bu ülkeden Avrupa Birliği'ne düzensiz geçen insan sayısında sürdürülebilir azalmayı dikkate almak" demek. Bunun gerisinde yatan düşünce detaylı olarak şöyle açıklanıyor:

"Eğer katılımcı devletler Türkiye'den düzensiz sınır geçişlerinde belirgin bir azalma olmadığı ortak kanaatine varırlarsa planı o andan itibaren askıya alabilirler veya sayıları yeniden düzenleyerek devam edebilirler."

Aslında Brüksel'de Türkiye'ye güvenilmediğinin bir göstergesi olan bu yaklaşım Ankara'nın da AB'ye olan güvensizliğini arttırması kaçınılmaz. Kaldı ki, sayının gerçekten azalması halinde, AB ülkelerinin durumu, Türkiye'nin önlemlerinden başka sebeplere (örneğin hava durumu ya da AB'nin kendi kararları) yüklemesi de mümkün. Hatta AB tarafından, azalmanın "geçici" olduğu, "sürdürülebilir" bir karakter taşımadığı bile dile getirilebilir. Komisyonun teklifinin özünde Türkiye'nin harekete geçecek ilk taraf olması beklentisi yatıyor. AB, sadece ve sadece Türkiye'nin önlemlerinin yeteri kadar iyi olduğuna kanaat getirirse taahhüt altına girmek istiyor.

Tek sorun bu da değil. Komisyon "Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK) ...yeniden yerleştirme ve insanî kabul programları hususlarında küresel çapta kabul edilmiş uzmanlığına istinâden, BMMYK'nın bu plan çerçevesinde göreve çağrılmasını" öngörüyor. Komisyon şöyle devam ediyor:

"Bu tasarının hayata geçirilmesinde BMMYK'nın başvuruları işleme koyma ve tamamlama kapasitesi referans alınmalıdır. Hâlihazırda BMMYK küresel çapta 80,000 yeniden yerleştirme işlemi gerçekleştirebilmektedir."

BMMYK'nın küresel yeniden yerleştirme kapasitesi 80,000 ise Türkiye'den her yıl kaç mülteci alabilir? 10.000? 50,000? Bu sayılar Türkiye'de 2 milyondan fazla kayıtlı mülteci ve 2015'de Almanya'ya ulaşmış 1 milyon mülteci düşünüldüğünde son derece az.

İlk adım olarak, Avrupa Sığınma Destek Ofisi (EASO) "komisyon, katılımcı devletler, BMMYK ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ile yakın işbirliği içinde" kabul işlemlerine dair standart kriter ve prosedürler oluşturmalı. Prosedür dahilinde kişinin kimliği, Türkiye'de yaptırmış olduğu kaydı, mülteci statüsüne uygunluğu, güvenlik açısından tehdit oluşturup oluşturmadığı, sağlık durumu, kişiyi savunmasız kılan özel bir durumun varlığı, ve varsa gideceği ülkedeki akrabaları ile ilgili bilgiler kontrol edilmeli. Komisyon bütün bu prosedür ve kriterlerin belirlenmesi içim, tavsiye kararını takiben, bir aya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bu süre kolaylıkla daha da uzayabilir.

Komisyon ayrıca "işlemlerin yürütüleceği ortak merkezler ve/veya gezici ekipler" kurulmasını teklif ediyor. Her bir ortak merkezin kurulmasının zorlu bir iş olacağı aşikâr. Nitelikli eleman son derece az. AB ülkelerindeki sığınma ofisleri, polis ve diğer yetkili makamların yükü zaten çok ağır. Ortak merkezlerin kurulmasının çok zaman alacağı muhakkak.

Komisyon kabul işlemlerinin bir an önce ve her durumda altı aylık bir süre zarfında bitirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Bu koşullarda, sadece, 2016 sonbaharı başlarında çok az sayıda mültecinin yerleştirilmesi öngörülebilir.

Aslında tüm dünyaya gönderilen mesaj gayet basit: AB, BMMYK ve bu kurumun başvuruları kabul ve tamamlama kapasitesinin arkasına saklanmaya hazırlanıyor. AB'nin yakın zamanda Avrupa içindeki mültecilerin birlik içerisinde yeni yerleşim yerlerine gönderilmesi noktasındaki başarısızlığından sonra (üç ayda 100,000'den fazla mülteci arasından sadece 184'ü yeni yerleşim yerlerine gönderilebildi) ikinci bir başarısızlık için her türlü malzeme masada.

Türkiye büyük bir gayret göstermez ise, 2015 tecrübesinden yola çıkarak 2016 sonbaharında yeni gelen mülteci sayısının 1-1.5 milyona dayanması olasılı. AB o zaman ne yapacak?

 

Geri kabul mekanizması hangi şartlarda işleyemez

AB'nin, hem Türkiye ile bir anlaşmanın şartları arasında yer alacak hem de üyesi devletlerin çıkarını gözetecek bir teklifi, yani Türkiye'nin Yunanistan'dan göçmen geri kabulüne ilişkin bir çalışmayı ciddi bir şekilde hazırlamamış olması tuhaf.
Türkiye yıllarca Yunanistan'ın geri kabul taleplerini olumlu cevaplama hususunda isteksiz davrandı. Bu sene itibarıyla Ankara yaklaşımını değiştirdi çünkü geri kabul aynı zamanda vizesiz seyahat ile ilgili Türkiye tarafından yerine getirilmesi gereken kriterler arasında yer alıyor. Ancak, Yunanistan şu ana kadar az sayıda (8,700) talepte bulundu. Türkiye'nin kabul ettiği talepler (2.400) pratikte hayata geçirilemedi ve Atina göçmenleri geri yollayamadı. Aslında çoğu göçmen talep neticeleninceye kadar zaten Yunanistan'ı terk etmiş oluyor. Sonuçta 2015 Eylül itibarı ile sadece 8 kişi Türkiye'ye geri kabul edildi.

Düzensiz göçmenlerin Yunanistan'dan Türkiye'ye kabulü (Kaynak: Yunan Polisi)

Yıl

Yunanistan tarafından geri kabulü talep edilen göçmenler

Türkiye'nin  geri kabule  onay verdiği göçmenler

 Gerçekten geri  gönderilen göçmenler

2012

20,464

823

113

2013

3,741

370

35

2014

9,691

470

6

Ocak-Eylül 2015

8,727

2,395

8

AB geri kabul prosedürünün başarılı olmasını ciddi bir şekilde istiyorsa, Yunanistan'ın geri kabul talebi hazırlama ve onaylanan talepler neticesinde göçmen geri gönderebilme kapasitelerinin arttırılmasına destek sağlamalı. Bugüne dek bu konuda yeni bir gayret gösterilmiş değil.

29 Kasım'da AB-Türkiye arasında varılan mutabakatta adı geçen AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması,  mülteci krizi açısından Yunanistan-Türkiye Geri Kabul Anlaşması'ndan daha az önem arz ediyor. Anlaşma "Türkiye topraklarında kaldıktan veya transit geçiş yaptıktan sonra üye devletlerin ülkesine yasadışı ve doğrudan giriş yapmış" kişileri ilgilendiriyor. Oysa mültecilerin çoğu AB'ye "doğrudan" Türkiye'den değil Sırbistan'dan giriş yapıyor.

Refugees

 

AB-Türkiye mutabakatı neden işlemeli

Türkiye'nin her türlü çözüm formülüne dahli olmazsa olmaz. AB'nin dış sınırları mültecilere karşı "savunulabilir" değil.  AB topraklarına ulaşan her yabancının uluslararası hukuk ve AB hukuku çerçevesinde sığınma başvurusunda bulunma ve bu başvurunun incelenebilmesi için sınırdan girme hakkı var. Dolayısıyla Yunanistan'ın göçmenleri geri çevirmesi imkansız. Mülteci akını için Yunanistan'ı suçlamak yanlış ve sınırların daha iyi denetimi yönündeki talepler isabetsiz. Bu bağlamda bir AB'nin yetkilendireceği bir sınır görevlileri oluşumu da herhangi bir fark yaratamaz. Kaldı ki daha iyi denetim daha az mülteci anlamına gelmez. Su üzerine "tel örgü" inşası hiçbir şekilde soruna çözüm getiremez. Ez cümle, ne yapılırsa yapılsın, Yunanistan denizde tehlike altında bulunan mültecileri hukuken kurtarmakla mükellef.

Berlin Girişimi – Ege'deki mülteci krizi 2016 başında nasıl çözülür adlı yakın tarihte yayınladığımız çalışmada da belirttiğimiz gibi, AB Türkiye'den oldukça masraflı ve destek görmeyen iki konuda çaba bekliyor:

  • Ülkenin batı sahillerinden mülteci çıkışlarını önleyip, Yunanistan tarafından iletilen geri kabul taleplerini vaktinde ve istikrarlı bir şekilde yerine getirmek.
  • Suriyeli mültecileri işgücü piyasasına sokmak ve eğitim başta olmak üzere birçok alanda gerekli adımları atarak mültecilere bir gelecek perspektifi sunmak

Gerçekte AB-Türkiye arasında varılan mutabakat başından beri sorunlu (Zirveden sonra yayınladığımız çalışma: Ayrıntıda Gizlenen Şeytan).  AB içinde o tarihten bu yana süregelen tartışmalar da AB'nin taahhütleri açısından şüphe uyandıracak türden.

AB'nin Türkiye'deki göçmenlere harcamak üzere söz verdiği ilave 3 milyar avroluk yardımın kaynağı hâlâ belirsiz. AB üyeleri halen bu parayı AB bütçesinden mi yoksa gönüllü ya da zorunlu katkılarla mı sağlayacakları hususunda pazarlıktalar. Öte yandan üye devletler Türkiye için 2016'da ne zaman ve hangi şartlarda vize zorunluluğunu kaldıracakları üzerinde anlaşmış değil. "Ekim 2016'ya kadar" veya "[vize] yol haritasında yer alan şartlar yerine getirildiğinde" gibi ibareler sayesinde bu nokta Zirve sonuç belgesinde belirsiz bırakılmış.

AB ve üye ülkeler 2016'da en önemli taahhütlerini yerine getireceklerine dair Ankara'ya güven vermeli: kayda değer sayıda Suriyeli mülteciyi Türkiye'den alarak yeniden yerleştirmeli; göçmenlerin durumunda değişiklik yaratacak şekilde yeni para kaynaklarını harekete geçirerek, söz konusu parayı harcamaya başlamalı ve nihayet Türk vatandaşları lehine vize zorunluluğunu kaldırmalı.

Ege'de güncel dinamiği değiştirmek için, 2016'nın ilk dört ayında elle tutulur sonuçlar elde etmek şart.

Angela Merkel

 

Merkel Planı 2.0 – Sonuç almak için

Almanya bir pilot uygulama çerçevesinde yeniden yerleştirmeye çalışmalarına başlamalı. Berlin, 30 Nisan 2016'dan önce ilk safhada 100.000 Suriyeli mülteciyi doğrudan Türkiye'deki mülteci kamplarından almayı, diğer AB üyeleri ise aynı dönemde uygun oranlarda mülteciyi yeniden yerleştirmeyi taahhüt etmeli.

İdarî açıdan bunun yapılabilirliğine ve bu pilot uygulamada neden BMMYK veya AB'nin rol almasının şart olmadığına dair daha fazla bilgi için: Berlin Girişimi – Ege'deki mülteci krizi 2016 başında nasıl çözülür

Türkiye, gecikmeden, 15 Ocak 2016'dan itibaren Yunan adalarına ulaşan -sığınmacılar dahil- bütün göçmenleri geri kabul edeceği taahhüdünde bulunmalı. Bu bağlamda, geri kabul edilen göçmenlerin tam bir korumaya kavuşabilmeleri amacıyla 2013 tarihli Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nu ivedilikle eksiksiz uygulamaya sokmalı. Ancak bu şartla, yine 15 Ocak 2016'dan itibaren Yunanistan'ın Türkiye'yi (mülteciler için) güvenli üçüncü ülke ilan etmesi mümkün.

Bunun nasıl gerçekleşeceği hususunda: Yunanistan için "güvenli üçüncü ülke" olarak Türkiye.

Türkiye'nin işbirliği karşılığında Avrupa Komisyonu Türkiye'nin Schengen vizesi zorunluluğunu kaldırmaya yönelik süreci derhal başlatmalı. Hukukî sürecin tamamlanması bir kaç ayı alır.  Bu çerçevede Türk vatandaşlarına somut bir söz vermek gerek:

"Türkiye Yunanistan'la yapılmış geri kabul anlaşmasını bütünüyle uygulamaya yani 15 Ocak 2016'dan itibarı ile Yunan adalarına ulaşan herkesi geri kabul etmeye başlar ise ve yol haritasındaki bir takım öncelikli şartlardan müteşekkil bir koşullar serisini yerine getirirse, Türk vatandaşları Nisan 2016'dan itibaren vizesiz olarak AB'ye seyahat edebilir."

Sonuç olarak, Türkiye tarafından geri kabul süreci planlandığı gibi uygulanırsa, AB Adalet ve İçişleri Konseyi ve Avrupa Parlamentosu Mart ayında Türk vatandaşlarına vizeyi kaldırmak için oylama yapar. Bu karar Nisan 2016'da yürürlüğe girer.

 

Mülteci konusunda ESI çalışmaları

Geçtiğimiz haftalarda ESI, önerisini Avrupa çapında anlatmaya devam etti: Berlin – Brüksel – Moskova – Stokholm – Viyana – Varşova – Ankara/İstanbul – Sofya – Lahey – Paris.

Sunumu aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:


Ege'deki mülteci krizi 2016 başında nasıl çözülür
Sunum - Gerald Knaus

ESI önerisi basında 

 

En iyi dileklerimizle

Bosnia conference at the European Parliament