3/2017

3 February 2017

Malta Planı – AB İçin İnsanî Bir Sınır ve Sığınma Politikası Mümkün

Malta

This newsletter as PDF

Sevgili Dostlar,

Avrupa Birliği ülkelerinin liderleri bugün Malta'da toplanıyor. AB'nin güvenilir bir sığınma ve sınır yönetimi politikasına acilen ihtiyacı olduğu artık gün gibi ortada. 

Belirlenecek yeni politika ile, yürürlükteki uluslararası mülteci hukuku ve AB mülteci hukuku normlarına riayet edilerek, AB'nin kara ve deniz dış sınırlarında etkin bir denetim gerçekleştirilmeli. Düzensiz göç noktasında caydırıcılık sağlanmalı; sığınmacılara ise saygı çerçevesinde muamele edilmeli. BM Mülteci Sözleşmesi'nin tam kalbinde ("geri itmeme" ya da non-refoulement ilkesine vurgu yapılan büyük önemi haiz 33. maddesinde) yer alan, temel ahlâk kaideleri arasında sayılan ve muhtaç kişileri tehlikeye atmamak olarak tanımlanan kurtarma kuralına uygun davranılmalı.

Şu anki AB dönem başkanı (Malta), mevcut durumdan en fazla mağdur olan ülkeler (Yunanistan ve İtalya) ile insanî bir sığınma politikası lehine geniş kamuoyu desteği verilen (Almanya ve İsveç) ülkeleri arkasına alarak, yaz başlamadan somut bir plan üzerinde mutabakat temin etmeli. Söz konusu plan, yeniden düzenlenmesine dair tartışmaların AB içinde halen devam ettiği ancak başarılı bir şekilde sonuçlanması pek gerçekçi görünmeyen Dublin uygulamalarının yerini almalı. Kısacası, AB'ye gereken, Akdeniz için etkili, insanî ve siyaseten uygunabilir bir Malta Planı.

Malta Planı'nın Anahatları

Yunanistan ve İtalya, topraklarına AB sığınma misyonlarını davet etmeli

Misyonlar dört haftalık bir süre zarfında nitelikli mahiyette sığınma kararları almalı

Mülteci statüsü tanınanlar misyonlar tarafından doğrudan AB içindeki yeni yerleşim yerlerine gönderilmeli

İtalya'ya ulaşanlar, menşe ülkelerle imzalanan "geri alma" anlaşmaları temelinde geri gönderilmeli

Güvenilir bir güvenli üçüncü ülkeye dönüşmesi amacıyla Türkiye için bir eylem planı hazırlanıp uygulanmalı

AB, BMMYK ile/iki taraflı olarak yeniden yerleştirme yapılacağı taahhüdünü vermeli

Dublin tüzüğünün yerine bir Valetta mekanizması tesis edilmeli

AB için hedef, Akdeniz üzerinden AB'ye ulaşanların yılda 100,000'i aşmaması olmalı

AB ilkelere bağlı hareket etmeli: "geri itme", "Nauru" ve "AB kalesi" olmamalı

 

Malta Planı İçin Ege Dersleri

Refugees in the Aegean

On ay önce, AB-Türkiye Anlaşması (Ege Anlaşması) ile, mülteci krizinin büyük ölçüde hafiflemesini sağlayacak ilkeleri ortaya kondu. Bu anlaşma acilen tam anlamıyla hayata geçirilmeli. Çıkartılacak dersler deniz yoluyla İtalya'ya ulaşan Afrikalı göçmenlere de uygulanmalı.

Ege Anlaşması, varolan AB sığınma hukukunun ve BM Mülteci Sözleşmesi'nin ilkelerine  dayanıyor. Anlaşma ile AB, Türkiye'deki mültecilerin şartlarının iyileştirilmesi için, daha önce hiçbir ülkeye sunmadığı kadar cömert bir katkı yapma taahhüdü altına giriyor. Türkiye'nin sığınma alanındaki hizmetinin iyileştirilmesini ve daha nitelikli sunulmasını, AB'nin doğrudan çıkarı alan bir konu haline getiriyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin güvenli üçüncü ülke addedilebilmesi, düzgün çalışır bir sığınma sistemine sahip olması şartına bağlanıyor. Anlaşma aynı zamanda önemli miktarda mültecinin Türkiye'den düzenli biçimde yeniden yerleştirilmesini öngörüyor.

Geçtiğimiz on ay zarfındaki uygulamanın hayal kırıklığına yol açtığı bir gerçek. Yunan adalarındaki mültecilerin içinde bulunduğu şartlar AB açısından utanç verici. Türkiye'nin Yunan adalarından geri gönderilmesi söz konusu mülteciler için gerçekten güvenli üçüncü ülke olup olmadığının tespiti ve bunun nasıl olabileceğine dair ciddî çaba sarfedilmiş değil. Yunan Sığınma Kurumu, hem anakarada hem de Ege'de muhatap kaldığı zorlu durumla başa çıkmakta zorlanıyor. Kurum ayda 1,000 sığınma başvurusundan daha azını karara bağlayabiliyor. AB'nin Yunanistan'a verdiği destek kötü yönetiliyor. Yapılan açıklamalarda dile getirilenleri sahadaki gerçekler doğrulamıyor. Suriyeli mültecilere, alternatif, güvenli ve yasal yollarla AB'ye ulaşmanın mümkün olduğunun işareti verilmiyor. Nisan 2016'dan beri Türkiye'den AB üyesi ülkelere yeniden yerleştirilenlerin sayısı ise 3,000'den az.

Daha fazla bilgi için:
Zemin Sağlam mı? AB-Türkiye Anlaşması Hakkında Bilinmesi Gereken 12 Nokta (25 Ocak 2017)

Bununla beraber, Ege Anlaşması'nın yetersiz biçimde hayata geçirilmiş olması, metnin önemini azaltmıyor. On ay önce sağlanan mutabakatın Doğu Akdeniz'deki mülteci hareketlerine hemen ve önemli bir etkisi olduğu ortada. Ege'deki geçişler  2016 yılının ilk iki ayında 115,000 kişi iken Haziran ve Temmuz'da bu sayı 3,300'e geriledi. Denizde hayatını kaybedenlerin sayısı da 2016'nın ilk üç ayında 366 iken Mayıs-Temmuz arası sayısı yedi. Üstelik bu, mülteciler daha tehlikeli yollara yönlendirilmeden gerçekleşti. Hatırlatalım, 2016'da Güney İtalya'ya ulaşanları Afrika ülkelerinden gelenler oluşturuyor. STK'ların endişe duyduğu gibi Yunanistan'dan toplu geri göndermeler de yaşanmadı. Hatta 2016'da, anlaşmadan önceki üç ayda Yunanistan'dan Türkiye'ye geri gönderilenlerin sayısı (967) anlaşmayı takip eden on ayda gönderilenlerin sayısından (801) daha fazla.                              

Aslında, Kuzey Afrika sahillerindeki durumla karşılaştırıldığında fark iyice belirginleşiyor.  Kuzey Afrika ile ilgili AB'nin güvenilir bir stratejisi yok. Statükonun insanî açıdan kabul edilmesi zor. 2016'da daha önce benzeri görülmemiş sayıda insan (4,500 gibi büyük bir sayı) Orta Akdeniz'de boğuldu.

Durum siyasî açıdan da büyük risk teşkil ediyor: Konu, Hollanda'daki Geert Wilders'ten Fransa'da Marine Le Pen ve Almanya'da Almanya İçin Alternatif Partisi'ne kadar Avrupa'daki tüm aşırı sağ oluşumların elinde bir koza dönüşmüş bulunuyor. Hepsi, Schengen açık sınır politikasından vazgeçilerek AB içinde sınır denetimlerinin yeniden başlatılmasının göç hareketini denetlemenin tek yolu olduğunu iddia söylüyor. Hatta, tutarlı bir AB stratejisinin eksikliği nedeni ile bazıları, ilham alınacak bir uygulama olarak Avustralya'yı örnek gösteriyor. Yani bu kişiler, AB'ye ulaşmayı başaranlara, sığınma başvurusu yapma hakkı bile tanınmamasını ve bunların derhal Kuzey Afrika'ya geri gönderilmesini istiyor!

Ancak, herşeye rağmen, AB insanî ve etkili bir sınır ve sığınma politikası izleyebilir. Avustralya modeline özenmeyi gerektirecek bir durum yok. İlk aşamada, AB-Türkiye Anlaşması tam anlamıyla hayata geçirilmeli. İkinci aşamada ise bu anlaşmadan öğrenilen dersler Orta Akdeniz'e uyarlanmalı. Bunların her ikisi için de, AB'nin yeni yapılar, mekanizmalar kurması şart. Söz konusu yeni yapılara güvenilirliği haiz ve çabuk karar alabilen AB Sığınma Misyonları (ABSM) ile yeniden yerleştirme mekanizmaları da dahil. En önemlisi ise, böyle bir politikanın bazı AB ülkelerinde yaklaşan seçimlerde rahatlıkla savunulabilir olması. En insanî sınır ve sığınma politikasını da tasavvur etseniz, demokratik çoğunluklar ona sahip çıkmazsa, yaptığınız hiçbir anlam ifâde etmez.

 

AB'yi Kurtarmak İçin Bir Atina-Roma Girişimi

Athens Rome

Yunanistan ve İtalya, topraklarına, bağlayıcı karar alma yetkisini haiz ABSMlerin gönderilmesi için AB'ye çağrıda bulunmalı.

Bir egemenlik maddesi yoluyla, bu misyonların kararlarının yetkili bir Yunan veya İtalyan amir tarafından askıya alınması mümkün kılınmalı. Koruma altına alınanlar bilâhare diğer AB ülkelerindeki yeni yerleşim yerlerine gecikilmeden gönderilmeli. Bu yapılırken, Yunan adalarındaki kabul ve barındırma şartları acilen iyileştirilmeli.

Bunun başarılması, menşe ülkesi ne olursa olsun (Pakistan, Afganistan veya Suriye) tüm mülteciler açısından güvenli üçüncü ülke addedilmek için AB tarafından konan şartları sağlama yönünde Türkiye'nin atacağı somut adımlarına bağlı. Ankara, ihtiyaç halinde, AB ve BMMYK'dan daha fazla destek istemeli; sığınma işlemlerini etkili bir biçimde yerine getirilmesi için, başvuruları inceleyip karara bağlamaktan sorumlu yeterli çalışan, çevirmen olduğunu ve hukukî yardım sağlandığını kanıtlamalı; geri gönderilen her insanın tâbî tutulduğu işlemler noktasında tam bir şeffaflık sağlamalı.

 

Nauru Modeli Neden Hayâl?

Nauru

Avustralya hükûmeti deniz yolu ile gelen herkesi Pasifik adası Nauru veya Papua Yeni Gine'deki Manus Adası'nda bulunan kamplara yerleştiriyor.

Son yıllarda Nauru'daki sığınmacılar çok uzun bir süre başvurularının karara bağlanmasını beklemek zorunda bırakılıyor. Barındırıldıkları, tutuldukları yerlerde yaşam şartları da özellikle olumsuz. Bu yolla, Avustralya'ya ulaşmayı denemeyi düşünenlerin caydırılması amaçlanıyor. Kaldı ki, başvurusu olumlu sonuçlanan mültecinin nereye gideceği de bir muamma olarak kalıyor.

Yalnız belirtelim: Nauru ve Manus adalarında bile, insanlık dışı şartlarda tutulan, hiç de gerekli olmayan uzun bir bekleme ve inceleme süresini takiben dosyaları kabul edilse de başlarına ne geleceği bilinmeyen bu insanların sayısı, hiçbir zaman 2,500'i geçmedi. Dolayısıyla, benzer şart ve sürelerde, binlerce mültecinin tutulması işini, AB'nin Kuzey Afrika'da kurulacak kamplara havale etmesinin, lojistik olarak imkansız, son derece insanlık dışı ve başarısızlığa mahkûm bir çaba olacağı aşikâr.

 

Afrika ile "Geri Alma" Anlaşmaları

Pekiyi, Orta Akdeniz üzerinden AB'ye ulaşanların sayısı -ve hayat kayıpları- nasıl azaltılabilir? Anahtar, sığınma başvurularının çabuk işleme konulması ve reddedilen dosyaların sahiplerinin menşe ülkelere ivedilikle geri gönderilmesi. Bu iki husus da AB'nin sorumluluğunda olmalı. Afrika ülkelerinin, daha önceki tarihlerde Avrupa'ya ulaşmış çok yüksek sayıdaki vatandaşlarını geri almak zorunda kalma endişesi ile geri kabul anlaşmalarına şüphe ile yaklaşmaları normal. Sığınma başvuruları kabul edilenler ise hemen diğer AB ülkelerindeki yeni yerleşim yerlerine gönderilmeli.

Nijerya'dan İtalya'ya ulaşanların sayısı 2014-2016

 

2014

2015

2016

Ulaşanlar

9,000

22,237

37,551

Sığınma başvurusu ilk derecede olumlu sonuçlananlar

2,145

3,740

3,220 (Ocak-Eylül)

Böyle bir uygulamanın İtalya'ya gelişler açısından etkisi ne olur? Bu soruya, "yüksek bir ihtimalle sayıda net bir düşüş" şeklinde cevab verilebilir.

2016'da İtalya'ya ulaşanlar arasında en büyük grup Nijeryalılar. Dört haftanın sonunda geri gönderilme ihtimâli yüzde 70 seviyesinde ise, bunların büyük çoğunluğunun ölümcül tehlikelerle dolu Sahra'yı, istikrarsız Libya'yı ve Orta Akdeniz'i aşmak için hayatlarını tehlikeye atacağını ve insan kaçakçılarına binlerce avro vereceğini düşünmek abes olur.

20 Mart 2016'dan sonra Yunanistan'a ulaşanlara dair, Türkiye'nin verdiği, "gecikmeksizin geri kabul" taahhüdünün bir benzerini, yani, Nijerya, Senegal ve diğer ülkelerin belirli bir tarihten itibaren uluslararası korumaya hak kazanmayan vatandaşlarını AB'den geri alma taahhüdünü vermesi, menşe Afrika ülkeleri ile AB arasındaki görüşmelerde en öncelikli konu olmalı.

Münhasıran, İtalya'ya ulaşanların durumunu düzenleyecek şekilde, menşe Afrika ülkeleri ile "geri alma" anlaşmaları imzalanmalı. Metinlerde geri alma uygulaması için bir milat belirlenmeli. Bu durum, hâlihazırda işleyen maddî destek düzeneği etkilememeli. Ayrıca, "geri alma" karşılığında AB, bu ülkelere burslardan vize kolaylığına, düzenli iş göçüne kadar birtakım başka somut imkânlar sunmalı.

2016 yılında  vatandaşları İtalya'ya ulaşanlar listesinde ilk on ülke ve 2015 kabul oranları

 

İtalya'ya ulaşanlar

AB Tanıma Oranı

Nijerya

37,551

21%

24%

Eritre

20,718

11%

90%

Gine

13,345

7%

37%

Fildişi Sahilleri

12,396

7%

32%

Gambiya

11,929

7%

34%

Senegal

10,327

6%

28%

Mali

10,010

6%

29%

Sudan

9,327

5%

56%

Bangladeş

8,131

4%

15%

Somali

7,281

4%

63%

Toplam

181,436

 

 

 

Anahtar: Hızlı, Kaliteli Sığınma Prosedürleri

Yukarıda bahsedilenlerin gerçekleşmesi, birkaç hafta içinde tüm başvuruları sonuçlandırabilecek ABSMlerin İtalya'da konuşlanmasıyla mümkün. Gelecek haftalarda AB'nin önceliği, misyonların hem başvuruları dört hafta zarfında neticeye bağlayabilmesi hem de kalite kontrol mekanizmaları vasıtası ve yetkin tercümanlarla çalışan, hukukî yardıma erişimi olan uzmanlaşmış yetkililerin sorumluluğunda nitelikli kararlar almasının sağlanması olmalı. Kısacası yeterli kaynak ve yetkin yönetime ihtiyaç var.

Akdeniz için insanî ve etkili bir AB planı için anahtar bu. Menşe Afrika ülkeleri ile imzalanacak  AB Geri Alma Anlaşmaları temelinde hızlı kararlar ve süratli geri kabuller neticesinde, başvurusu reddedildikten sonra AB'de kalanların sayısının ciddi biçimde düşeceği muhakkak. Böylece, AB'ye düzensiz yollarla ulaşanların sayısı yöentilebilir bir seviyede kalacak; insan kaçakçılarının işleri azalacak ve denizde hayat kayıpları büyük oranda önlenecek. 2017'de hedef (500 milyonluk Avrupa'ya) denizden düzensiz ulaşanların sayısını 100,000 kişinin altında tutmak. Bu gerçekçi bir hedef ve 2009-2014 arası AB'ye düzensiz yollarla ulaşanların yıllık ortalamasına yakın!

Yunanistan ve İtalya'ya Akdeniz üzerinden düzensiz geçişler 2011-2016

 

Yunanistan

İtalya

Toplam

2011

57,000

64,300

121,300

2012

37,200

15,200

52,400

2013

24,800

45,300

70,100

2014

50,800

170,700

221,500

2015

885,400

154,000

1,039,400

2016

182,500

181,100

363,600

Hesaplamaları FRONTEX verileri temelinde yapıyoruz. AB sınırlarında 2011-2015 arası yasadışı geçişlerin tespitine dair veriler için, 05 Nisan 2016 tarihli Yıllık Risk Analizi- 2016 çalışmasının 17. sayfasındaki sayıları; 2016 yılı verileri için ise 30 Ocak 2017 tarihinde eriştiğimiz Frontex Göç Yolları Haritası'ndaki sayıları dikkate aldık.

 

Dublin yerine Valetta

Valetta

Son zamanlarda, düzensiz gelenlerin neredeyse tümü, Yunanistan ve İtalya'dan AB'ye giriyor. Oradaki ABSMlerin iyi çalışmasının, diğer tüm Avrupa ülkelerinin sığınma kurumlarının yükünü hafifleteceği aşikâr. Bu plan uygulanırsa, Brüksel'de şu anda devam eden, Dublin uygulamasının yenilenmesi hakkındaki başarısızlığa mahkûm tartışmalara da gerek kalmaz.  Sınır devletlerdeki ABSMler, gözden geçirilmiş bir AB içi yeni yerleşim yerlerine gönderme sistemi ve geri kabul düzeneğinden müteşekkil bir Valetta mekanizması Dublin'in yerine koymak lâzım.

Böylece Avrupalı liderler, mülteci sözleşmesini ihlâl etmeden de dış deniz sınırlarının denetlenebileceğinin mesajını seçmenlerine verebilir. Öte yandan, söz konusu siyasetçiler, mültecilerin düzenli bir biçimde yeniden yerleştirilmelerine dair küresel çaptaki tartışmaları ileri boyuta taşımalı. Örnek olunmalı! Yeniden yerleştirme için bir AB kapasitesi yaratılmalı ve BMMYK'nın daha fazla mülteci yerleştirmesi için kapasitesinin arttırılmasına çalışmalı. Neticede de, uygulamaya katılmak isteyen AB ülkelerinden oluşan koalisyon her yıl kayda değer sayıda mülteci alacağını taahhüt etmeli.

Son on yıllarda, yeniden yerleştirilenlerin sayısı tüm dünyada, aslan payı ABD'nin olmak üzere, 100,000 kişiyi geçmedi.  Amerika'nın Trump yönetiminde bu rolü oynamaya devam etmesi beklenmiyor. Dolayısıyla AB'nin çabalarına hız vermesi şart. AB devletleri yeniden yerleştirmenin yaygınlaştırılması için henüz yeni bir bürokratik yapılanmaya yeşil ışık yakmış değil. Tam da bu nedenle, AB nezdinde, Ege Anlaşması'nın 4. maddesindeki yeniden yerleştirme hükümlerinin tam anlmıyla hayata geçirilmesine çalışmak hayatî önem taşıyor. Bu, insan hakları STKları ve mülteci hakları savunucuları tarafından öncelikle savunulması gereken bir konu.

Küresel çapta ve AB'de yeniden yerleştirme ve mültecilerle ilgili diğer hususlar için bakınız:  İstatistiklerle Mülteci Krizi (30 Ocak 2017)

 

Trump Döneminde Mülteci Hakları ve AB

Donald Trump

Tüm dünyada yükselen mülteci karşıtı hissiyata set çekmek için, güçlü bir devletler koalisyonun mülteci sözleşmesine sahip çıkması gerekiyor. İşte böylesi bir koalisyon, ancak ve ancak, insanî bir sığınma politikası ile etkili bir sınır denetimi politikasının birlikte mümkün olabileceğini, hatta, bu iki politikanın birbirlerini karşılıklı olarak güçlendireceğini savunarak seçim kazanan hükûmetler arasında mümkün.  

Benisenen bu yaklaşımının bazı net ve temel ilkelere dayanması şart: geri itme yok; Nauru yok; sadece, geri kabul mekanizmasının hızlı işlemesi ve sığınma işlemlerinin ivedilikle neticeye bağlanması yoluyla düzensiz geçiş fikrinden insanları caydırma ve çok daha fazla sayıda yeniden yerleştirme yapma söz konusu. Şayet bu gerçekleşirse, son yıllarda, -AB mülteci hukukunu değiştirmeden- gelen insan sayısında büyük oranda düşüş sağlamış tek plan olan Ege Anlaşması'ndan öğrenilen dersler sayesinde, içinde bulunduğumuz kaygı verici dönemde de mülteci haklarını koruyabilen bir politikanın şablonuna kavuşmuş oluruz. Durum tam da bu yüzden büyük önem arz ediyor.

İçten selamlarımla,

 

Gerald Knaus