15/2014

14 November 2014

Commodus'un Merhameti – Jagland'ın Fiyaskosu

Commodus - This Emperor is cruel but merciful

İmparator acımasızdır ama merhametli olmayı da bilir...

 

PDF version of this newsletter

Sevgili Dostlar,

Bu ay, 2014 Andrei Sakharov Özgürlük Ödülü, Oslo'da yüksek katılımlı bir törenle "Azerbaycan'daki siyasî mahkûmlara" verildi.

Geride bıraktığımız aylar, Azerbaycan'ın cesur muhalifleri açısından olağanüstü gelişmelere sahne oldu. Uluslararası çapta bir tanımaya ve takdire kavuşmalarına rağmen, muhalifler hakkındaki mahkûmiyet kararları değişmedi. Şaşırtıcı olan ise, bu kişilerin çoğunun tutuklanıp cezalandırıldıkları Mayıs – Kasım 2014 döneminde dünyanın en prestijli insan hakları kurumlarından birinin başkanlığında Azerbaycan'ın bulunması. Bu kurum, Avrupa Konseyi. Şu ana kadar Konsey, bu ülkenin insan hakları aktivistlerine revâ gördüğü mahkûmiyete neredeyse hiçbir tepki göstermedi.

"No business as usual for Azerbaijan"

"Böyle Gelmiş Böyle Gidemez"

Azerbaycan ve Avrupa Konseyi hakkındaki bu iki dakikalık klibi lûtfen izleyin ve paylaşın.

2014 Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü'nü bir Azerbaycanlı aldı. Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülü'ne bir başka Azerbaycanlı aday gösterildi. Leyla Yunus Avrupa Parlamentosu tarafından verilen Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü'nün üç finalistinden biri oldu. Polonya'nın 2014 Sergio Vieira de Mello  Ödülü'nü kazanan Yunus, aynı zamanda Nobel Barış Ödülü adayları arasında. Daha başka ödüllerin de Azerbaycanlılara verilmesi oldukça muhtemel. Bu kadar mükâfat, dokuz milyon nüfuslu bir ülke için oldukça dikkat çekici.

 

Absürt Tiyatro

Yakın geçmişte yaşananlar nedeniyle Strazburg'daki Avrupa Konseyi'nin siyasî anlamda bir absürt tiyatro sahnesine dönüştüğünü söylemek mümkün. Senaryo Bakü'de yazılıyor. Her aktör kendine biçilen rolü hakkıyla oynuyor.

Anar Mammadli'nin öyküsüne bir bakalım. Anar, 2012 ilkbaharında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) raportörünün siyasî mahkûmlar konusundaki danışmanı. Seçim gözleme alanında uzmanlaşmış bir bağımsız sivil toplum kuruluşuna başkanlık ediyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesindeki seçim gözleme birimi Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (DKİHO) gibi, Anar'ın kuruluşu da, Ekim 2013 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında usûlsüzlük ve oynamalar yapıldığı sonucuna varıyor. Seçimlerin üzerinden birkaç hafta geçtikten sonra Anar tutuklanıp, Mayıs 2014'te beş yıldan fazla hapis cezasına çarptırılıyor. Tam da Azerbaycan'ın, Avrupa Konseyi dönem başkanlığını üstlendiği günlerde...

AKPM'yi temsilen bağımsız bir komisyonun Anar'ı Eylül 2014'te Vaclav Havel Ödülü'ne layık görmesine rağmen Bakü'deki hükûmet açısından o hâlâ âdi bir suçlu. Öte yandan, şunu da hatırlatmakta fayda var: bugüne kadar ne Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (47 ülke temsilcisi) ne de Konsey'in Genel Sekreteri olan Norveç eski Başbakanı Thorbjorn Jagland, Anar'ın şartsız serbest bırakılması için çağrı yapmış değil.

Dahası, Sayın Jagland, The Guardian da geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir makalesinde Azerbaycan için "yardıma muhtaç taze bir demokrasi" tabirlerini kullanıyor. Genel Sekreter, "Azerbaycan'da insan hakları savunucularına karşı açılmış olan ve süren birçok davanın yakından izlendiğine" dikkat çekmekle beraber yargılama düzmecesi olarak adlandırılabilecek bu tür davalara son verilmesini talep etmiyor.

Jagland yürürlükteki mevzuatın sivil toplum faaliyetlerini "boğduğuna" vurgu yapıyor. Geçtiğimiz yaz aylarında onlarca bağımsız STKnın banka hesaplarının yetkililerce dondurulduğu bir gerçek.  Saygın yerel ve uluslararası STKlara, Hukuk Eğitimi Derneği'nden Gazeteci Güvenliği Enstitüsü'ne, IREX - Uluslararası Araştırma ve Değişim Kurulu'ndan Ulusal Demokratik Enstitü'ye kadar birçok kuruma ceza davaları açıldığı da. Buralarda çalışanların çoğu ya saklanıyor ya yurtdışı sürgününde. Bazıları ise hapishanede. STKların bir bölümünün kapısı mühürlü. Yakın zamanda, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks'in, "ofisimle temasta olan neredeyse tüm STK çalışanları ya gözaltına alındı ya tutuklandı" haykırışı da netice vermiş değil.

Makalesine "Avrupa Konseyi'nin anayasal konularda çalışan uluslararası uzman grubunu (Venedik Komisyonu) Azerbaycan'ın STKlara yönelik mevzuatını incelemek üzere görevlendirdiğini ve söz konusu grubun tavsiyelerinin üye devletlerce göz ardı edilemeyeceğini" yazıyor Genel Sekreter. Oysa ki, son on yılda Venedik Komisyonu'nun Azerbaycan'a yönelik her tavsiyesi göz ardı edilmiş durumda.

Son olarak Jagland, yeni kurulan İnsan Hakları Konularında Çalışma Grubu'nun ilk toplantısından övgü ile bahsederek, "geçen Ağustos'ta Aliyev ile varılan [kendisinin vardığı] anlaşmaya" ve çalışma grubunun "insan hakları savunucuları, parlamenterler, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde çalışan resmî yetkililer ve Avrupa Konseyi'nin bir uzmanından oluşacağına" atıfta bulunuyor. Gerçek şu ki, Azerbaycan yetkilileri tarafından özenle belirlenen grup üyeleri arasında, ülkedeki bazı siyasî mahkûmların aleyhine toplum nazarında açık bir şekilde yürütülen kirli kampanyalarla adlarını duyuran sözde aktivistler de yer alıyor.

Ama en kötüsü bu değil.

 

Merhametsiz bir af

Şimdi, daha az tanınan dört siyasî mahkûmun, Şahin Novruzlu, Bahtiyar Guliyev, Elsever Murseliyev ve Hasan Hüseynli'nin durumunu inceleyelim.

Şahin, Bahtiyar, Elsever ve Hasan uyuşturucu bulundurmak ve çeşitli yasadışı girişimlerden ötürü beş ile yedi yıl arası hapis cezalarına mahkûm. Bu kişilerin ismi yaz aylarında Leyla Yunus ve Resul Caferov tarafından hazırlanan yaklaşık 100 kişilik siyasî mahkûm listesinde var. Bu arada belirtelim, Yunus ve Caferov liste yayınlandıktan sonra hemen tutuklanıyor!

Şimdi, geçtiğimiz 17 Ekim'de yaşanan bir gelişmeye dikkatiniz çekmek istiyoruz: Cumhurbaşkanı Aliyev'in af kararı. Azerbaycan Cumhurbaşkanına göre artık merhamet gösterme zamanı gelmiş ki, kendisi Şahin, Bahtiyar, Elsever ve Hasan'ı affetti. Uluslararası camiadan gelen tepkiler de son derece ilginç. Örneğin Jagland, The Guardian'da şöyle yazıyor:

"…bir umut ışığından bahsedebiliriz artık. Üç hafta önce, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, aralarında dört insan hakları savunucusunun da bulunduğu 80 kadar mahkûmu affetti."

Avrupa Birliği'nden Catherine Ashton ve Stefan Fule tarafından yapılan özel basın açıklaması uyarınca, bu af "son aylardaki gelişmelerin aksi yönüne doğru atılmış olumlu bir ilk adım." Ayrıca bu iki yetkiliye göre,

"AB ile Azerbaycan arasındaki ilişki AB için çok önemli. Münasebetlerin iki taraf için de son derece büyük faydası bulunmakta."

ABD Dışişleri Bakanlığı açıklaması ise şöyle:

"ABD, 17 Ekim affını ve Hasan Hüseynli'nin de dahil dört sivil toplum aktivistinin serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Kendisine isnat edilen ve şüphe uyandıran bazı suçlar nedeni ile Temmuz ayında tutuklanmasından önce Hüseynli ve STKsı ile Bakü'deki ABD Büyükelçiliği, hem öğrenci değişimi hem de eğitim alanında danışmanlık konularında beraber çalışmalar yürütmüştür."

Shahin Novruzlu, the youngest political prisoner

Şahin Novruzlu en geç siyasî mahkûm

Bu açıklamaların hiçbiri Cumhurbaşkanı'nın af kararını yakından mercek altına almıyor. Affedilen dört mahkûmdan birinin, Şahin'in öyküsü şöyle: NİDA adlı gençlik grubunun üyesi, Şahin. Uyuşturucu ile ilgili suçlar isnat edilip 17 yaşında tutuklanıyor. Gözaltında geçirdiği süre sarfında Uluslararası Af Örgütü kayıtlarına göre dört ön dişini işkencede kaybediyor. Altı yıla mahkûm ediliyor. Oğlunun suçsuzluğuna inancı hiç sarsılmamış olan babası Şahin hapiste iken ölüyor. Evet, af. Ama nasıl bir af? Parmaklıkların adında geçen 19 aydan sonra, hiç bir zaman işlemediği suçlardan... Aynı kader arkadaşları gibi... Serbest kalabilmek için Cumhurbaşkanı Aliyev'e hitaben şu satırları yazmak zorunda kalarak...:

"Geçtiğimiz yıl içerisinde, yaşamış olduğum gençlik hayatını düşünme imkânı buldum. Hapse düşmek hayatımın en büyük hatasıydı... Belirtmek isterim ki bugüne kadar hiçbir siyasî teşkilatın üyesi olmadım, bundan sonra da olmayacağım."

Her affedilen aktivistin bu tür bir mektubu var Cumhurbaşkanına hitaben. Metinler olan biten ile ilgili açık bir fikir veriyor. Hasan'ın da, Cumhurbaşkanı Aliyev'in Avrupa Konseyi yaz dönemi oturumunda yaptığı uslûbu saldırgan konuşmayı alkışlayan ve salıverilmesi için çaba sarf eden uluslararası kuruluşları ve Batılı siyasetçileri eleştiren bir özür mektubu bulunuyor:

"Azerbaycan bir hukuk devletidir, bunun garantörü de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'dir. Haklarımın yabancı siyasetçiler tarafından korunmasına ihtiyacım yoktur."

Serbest bırakılan gençlik aktivisiti Bahtiyar şu ifâdeleri kullanıyor:

"Size bu satırları yazma sebebim, hapishanede geçirdigim sürede kendimi bulmuş olmam. Provokatör güçlerin yanlış fikirlerini savunduğumu fark ettim. Bu nedenle beni ilgili tüm kurumların siyasî mahkûm olarak adlandırmaya son vermelerini istiyorum."

Elsever ise düşüncelerini şöyle yansıtıyor:

"NİDA Vatandaş Hareketi ve muhalif Azerbaycan Halk Cephesi Partisi üyeliğini reddediyorum. Muhalif gazete Azadlık'ta yayınladığı düşünce mahkûmları listesinden fotografımı çıkarmasını isiyorum... Sayın İlham Aliyev tarafından yürütülen büyük siyaseti derinlemesine anlamadığım için kendini muhalefet olarak tanımlayan örgüte üye olmuşum... Cumhurbaşkanı İlham Aliev'in siyasetini destekliyor ve siyaset sahnesinden çekiliyorum."

Uyuşturucu nedeni ile mahkûm edilmiş insanların bu tür beyanlarda bulunmaları pek de alışılmış olmasa gerek...

A released prisoner before the statue of the father of the Azerbaijani president

Serbest bırakılmış bir mahkûm Azerbaycan'ın babasının heykeli önünde

Her türlü muhalefet faaliyetinden uzak durmanın yanında Azerbaycan'da serbest kalmak için her siyasî mahkûmun yerine getirmesi gereken başka bir oturmuş rituel daha var. Çoğu aktivist Cumhurbaşkanı'nın ailesine toplum önünde saygılarını sunmak, İlham Aliyev'in babası Haydar Aliyev'in anıt mezarının önünde eğilmek zorunda. Daha sonra da bu fotograflar ve videolar televizyonlarda gösterilmekte. Serbest bırakılan bu dört kişinin ikisi     -ve aileleri- de bu geleneğe uyanlar arasında.

Şunu sormak gerek: Baskı altında gösterilen bu sadakât inandırıcı mı? Aslında konu bu değil. Yetkilerin amacı, korku yaratmak, aktivistleri itibarsızlaştırmak ve nihayetinde, herkesin büyük ağabeyi en azından severmiş gibi gözükmesini sağlamak.

Bu sistem işledikçe, makus bir döngünün yaratılması da mümkün oluyor. Devletin daha fazla insanı tutuklaması teşvik ediliyor. Mahkûmiyet süreleri uzuyor. Bu kişilerin ailelerine kötü muameleler misli ile artıyor. Baskının dozu yükseliyor. Sonunda bu koşullara dayanamayan mahkûmlar boyun eğince kamu önünde aşağılanma süreci başlıyor. Gurur kırıcı küçük düşürücü hareketler yapmaya zorlanıyorlar. Tabii şunu da hatırlatalım: sadece bazı mektuplar serbest bırakılmanın anahtarı olabiliyor. Resul Caferov da mektup yazanlar arasında. Ancak, kaleme aldığı metinde yurtdışından kimseyi suçlayıcı ifâdeler bulunmuyor hatta bir hata kabulü de yok. Resul aşağıdakileri yazıyor:

"İnsan hakları odaklı faaliyetlerim çerçevesinde hayata geçirdiğim projeler esnasında suç işlemiş olmakla suçlanıyorum... Serbest kalmamı sağlayabilecek tek kişi olduğunuzu anlıyor ve sizden af talep ediyorum. Her zaman daha  iyi ve müreffeh bir vatan için çalışmaktı amacım..."

Akabinde, hükûmet yanlısı bir parlamenter, Cengiz Ganizade, Aliyev'in oyununun kuralları hakkında ipuçları vererek beklentileri azaltıyor:

"Caferov'un başvurusunda gizli bir amaç güdüldüğü seziliyor. Hâlâ tutuklanmasının siyasî olduğunu söylüyor. Yazdıklarının samimîyetine inanmıyorum. Suçunu kabul etmiyor."

Resul hâlâ hapiste.

Af ve intikâm gerçekte karşıt olguları ifâde eder. Ancak bu günümüz Azerbaycan'ı için geçerli değil. Tersine, sanki Gladyatör filminde, İmparator Commodus'un tam intikâmının arifesinde söylediği repliği duyuyoruz derinden: "Merhamet göstermeli miyim?" Baskı altında sahte özür mektupları yazmanın yüz kızartıcı veya küçük düşürücü hiç bir yanı yok. Fakat Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve ABD'nin bu merhametsiz affı bir umut kaynağı olarak sunmak istemesi ise tek kelime ile ayıp ve utanç verici.

Affı takip eden günlerde, Leyla Yunus, kocası Arif, İntikâm Aliyev ve Resul Caferov'un tutukluluk halleri uzatıldığını da hatırlatalım. 

October 2014 – The President of Azerbaijan hosts the President of the European Court of Human Rights in Baku

Ekim 2014 – Azerbaycan Cumhurbaşkanı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin Başkanı'nı Bakü'de ağırlıyor.

 

Aliyev, Strazburg Mahkemesi'ni Neden Seviyor?

Ilham Aliyev and Thorbjorn Jagland in Strasbourg in June. Photo: Sandro Weltin/Council of Europe

İlham Aliyev ve Thorbjorn Jagland Haziran ayında Strazburg'da

Geçtiğimiz yazın başında, 24 Haziran saat sabah 08:45'te, NİDA aktivistlerinin ve Anar Mammadli'nin mahkûm edilmelerinin hemen ertesinde, Genel Sekreter (GS) Thorbjorn Jagland ve İlham Aliyev buluşuyor. Bu dahilî toplantıda konuşulanların bir özeti durumu açıklamaya yetiyor:

"GS, Azerbaycan'ın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı'nın iyi başladığını söyledi. Hazırlanan Eylem Planı'nın ileri atılmış bir adım olduğunu ekledi.

Cumhurbaşkanı Aliyev, bu dönemin kendileri açısından ihtiva ettiği zorluklara ve de önemine dikkat çekti. Eylem Planı'nın yeni fırsatlar yaratacak bir yol haritası işlevi göreceğinin altını çizdi.

GS, Azerbaycan'ın çokkültürlülük odaklı siyasetlerinin başarısını Avrupa Konseyi'nin gördüğünü belirterek bu durumun siyasî mahkûmlar dosyası nedeni ile gölgelendiğine vurgu yaptı. Mayıs ayında kendisinin Bakü ziyareti sırasında da Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinde konunun gündeme geldiğini hatırlattı.

Aliyev bu görüşü kabul etmediğini, siyasî mahkûmlar dosyasının Azerbaycan'ın başkanlık döneminde ele alınacağını dile getirdi ve Azerbaycan'ın "siyasî mahkûm" tabirinin uluslararası kabul gören bir tanıma kavuşturulmasını istediğini anlattı. Gürcistan'da siyasî mahkûm olarak algılanan ancak hiç kimsenin bu şekilde adlandırmadığı insanlar bulunduğuna atıf yaptı.

GS ise "siyasî mahkûm"dan kastın açıklanmasının sadece AKPM uhdesinde bırakılmaması gerektiğinden dem vurarak son sözü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM, Mahkeme) söylemesinin şart olduğunu aktardı. Öte yandan İlgar Mammadov hakkındaki kararın henüz nihaî olmadığını beyan eden Jagland, Aliyev'den davanın Büyük Kurul'a gönderilmemesine ve çabuk sonuçlandırılabilmesine destek vermesini rica etti.

Cumhurbaşkanı GS'in siyasî mahkûm tabirinin içeriğinin Mahkeme tarafından belirlenmesi düşüncesine katıldığını belirttikten sonra, dün  AKPM'de ülkesinin temsilcilerinin yokluğunda yapılan bir manevra ile siyasî mahkûmlar ile ilgili yeni bir raportör atanması girişiminden duyduğu rahatsızlığı ileterek girişimin derhal sonlandırılmasını ve Azerbaycan'ın Mahkeme kararını uygulamasına izin verilmesini istedi.

GS, Bakü ziyareti sırasında STKların kendisine Cumhurbaşkanlığı yetkilileri ile STK temsilcilerinden oluşan bir ortak komitenin her siyasî mahkûmun durumunu ayrı ayrı ele aldığını anlattığını, ancak çalışmaların üç yıl önce durduğunu öğrendiğini söyledi. Jagland, söz konusu komitenin canlandırılmasını arzuladıklarını ve Avrupa Konseyi Sekretarya'sından üst düzey bir yetkilinin bu komiteni çalışmalarına katılmak üzere görevlendirilebileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı, GS'in önerisini destekleyeceğini söyledi."

Bu konuşma son derece dikkate değer. Görüşme olduğu esnada, İlgar Mammadov hapiste, hem de Şubat 2013'ten beri. Avrupa Konseyi Sekreteryası'nda yıllarca çalıştıktan sonra tutuklanan İlgar'ın daha en başından siyasî sebeplerle hapsedildiği aşikâr. İçeride tutulduğu sürede büyük baskıya maruz kalan Mammadov'un tutuklanmasının siyasî niteliği AİHM tarafından Mayıs 2014'ten bu yana tasdikli.

Haziran 2014'te tüm bunları bilmesine rağmen Jagland, Azerbaycan'dan İlgar Mammadov'u serbest bırakmasını istemiyor. Ne kamuya açık görüşmelerde ne de özelde. Bunun yerine, Aliyev'den mahkeme prosedürlerini hızlandırılmasına yardımcı olmasını talep ediyor. Tabii ki Cumhurbaşkanı ne bu yönde bir söz veriyor ne de yardım ediyor.

Jagland daha da ileri gidiyor aslında. AKPM tarafından 2012'de resmî olarak kabul edilen siyasî mahkûm tanımından uzaklaşan bir yaklaşım sergiliyor. "Son sözün Mahkeme'ye bırakılması" gerektiğini ifâde ederek Bakü'nün pozisyonunu benimsemiş oluyor. Durum şu, Azerbaycan'da tutuklanan ve hapse giren kişi AİHM nezdinde başvuru yapabiliyor; Mahkeme davayı kabul edip ve tutuklu lehine bağlayıcı bir nihaî karar verirse serbest bırakma gerçekleşebiliyor. Aksi durumda ise hapiste kalınıyor. İlgar bugün hâlâ içeride...

Ilham Aliyev: "There are no political prisoners in Azerbaijan" (15 January 2014). Video: NATO

İlham Aliyev'in tutuklamaları meşrulaştırmak için Avrupa Konseyi'ni nasıl fütursuzca
kullandığını en açık haliyle gösteren bu iki dakikalık klibi izleyin.

Jagland'ın The Guardian'da çıkan yazısına geri dönelim. Kalemi ona bırakalım:

"Bu ayın başlarında, Avrupa Konseyi'nin bünyesinde yer alan AİHM, Azerbaycan tarafından tanınmış muhalif siyasetçi ve yorumcu İlgar Mammadov'un tutuklanarak hapse gönderilmesinin Avrupa İnsan Hakları Konvansyonu'na (Konvansyon) aykırı olduğuna kanaat getirdi. Yargıçlar son derece eleştirel bir o kadar açık bir karara imza attılar: 'Mammadov'un tutuklanması, hükûmeti eleştirdiği ve gizlenmeye çalışılan belgeleri yayınladığı için susturma veya cezalandırma amacını gütmekte.'

Yetkililer tarafından davanın Büyük Daire'ye gönderilmesi talebi reddedildi. Avrupa Konseyi'nin 47 üyesi, Konvansyon uyarınca Mahkeme'nin kararlarını uygulamakla yükümlü. Ben de, bu nedenle, Azerbaycan yetkililerini vakit kaybetmeden Mammadov'u serbest bırakmaya davet ettim."

Ekim 2014'te İlgar'ın serbest bırakılması için sonunda çağrıda bulunan Jagland, mahkeme kararının nihaî olduğuna vurgu yapıyor. Bu husus, Genel Sekreter'in henüz nihai karar aşamasına erişmemiş dosyalarda niye benzer bir çağrı yapmadığını da açıklar nitelikte. Tıpkı, Leyla Yunus, Resul Caferov veya Anar Mammadli'nin durumunda olduğu gibi...

2012'de Azerbaycan ve müttefiklerinin AKPM'de destekledikleri değişiklik önergesi şöyle:

"Parlamenterler Meclisi, siyasî mahkûm tâbirinin tanımında kullanılan kriterlerin yorumlanması ve uygulanmasının, Avrupa İnsan Hakları Konvansyonu ve protokolleri uyarınca, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli hususunda tek yetkili merci olan AİHM'in münhasır yetki alanında bulunduğunu tasdik eder."

Kabul edilmeyen bu değişiklikle hedeflenen amaç şimdi Genel Sekreter tarafından yeniden canlandırılmış oluyor. Strazburg'daki mahkeme de, bundan böyle, Azerbaycan rejimi için yöneltilen eleştirileri gölgeleyen bir nevî incir yaprağı görevini haiz. AKPM, Mahkeme ve Sekretarya... her birinin Bakü'nün sahneye koyduğu absürt tiyatroda, rollerinin hakkını verdiklerini artık söylemek mümkün...

 

Osla'ya Dönüş

Ales Bialiatski Realatives of Leyla Yunus, Rasul Javarov and Intigam Aliyev

Oslo'daki Sakharov Ödülü töreni Beyaz Rusyalı muhalif Ales Bialiatski – Leyla Yunus
Resul Caferov ve İntikâm Aliyev'in yakınları

Oslo'ya geri dönelim. Norveç Helsinki Komitesi Kurulu'nun Başkanı Ragnhild Astrup Tschud, yeni düzenlenen Sakharov Ödülü töreninde, Azerbaycan'ın Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı'nı "yüz karası" olarak nitenlendirdiği konuşmasında şöyle diyor:

"Avrupa Konseyi'nden Norveçli bir genel sekreteri olduğu için özellikle gurur duymak isterdik. Ancak maalesef duyamıyoruz."

Birkaç hata içeriside gözler tekrar Oslo'ya çevrilecek. Jagland, Norveç Nobel Barış Ödülü  Komitesi Başkanı sıfatıyla bu yılın ödül sahibini açıklayacak.

Belki, Sayın Jagland önümüzdeki haftaları Azerbaycan Hükûmeti'nin gücünü kötüye kullanmasına karşı başını dik tutarak, kendisi ile aynı vatanadaşlığa sahip insanların, Norveçlilerin, Avrupa Konseyi'nde yürüttüğü görevinden ötürü gurur duymalarını sağlayabilir. Aslında yapabileceği o kadar çok şey var ki... siyasî tutuklamaların ve yetkililerin konuya yaklaşımlarının inceleneceği bir rapor hazırlanması amacıyla insan hakları yargıçlarından oluşan bağımsız bir komisyon atamak; Leyla Yunus, Anar Mammadli ve diğerlerinin hemen serbest bırakılmasını talep etmek;  insan hakları konularında Azerbaycan ile ortak çalışma grubu kurmak gibi sadece zaman kazanmaya yönelik aldatıcı bazı girişimlerden uzak durmak; Noveç Sakharov Ödülü'nü kazananları hapishanede ziyaret amacı ile Bakanlar Komitesi'ne acil bir Bakü seyahati tavsiye etmek gibi...

Şimdi harekete geçme zamanı. "Böyle gelmiş böyle gider" deme noktası ise çok gerilerde...

Samimî selamlarımla,

 

Gerald Knaus