7/2018

16 August 2018

Karanlık İkizler – Viktor, Matteo ve Avrupa'nın Batışı

Viktor Orban – Matteo Salvini. Photo: Elisabeth Hunyadi @E_Hunyadi

This newsletter as PDF

Sevgili Dostlar,

İtalya'nın yeni İçişleri Bakanı Matteo Salvini, muhalefette olduğu dönemde attığı tweetlerden de anlaşılacağı üzere, uzun zamandır Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ı beğeni ile izleyen bir siyasetçi. İşte o tweetlerden birkaç tanesi:

"#Macaristan Brüksel'e karşı gelebilme cesaretini gösterdi. Şimdi de hızla gelişmekte. Biz niye aynısını yapmayalım?" 3 Kasım 2014

"Macar hükûmeti göçmenlerin ülkeye girmesini engelliyor. Bunu kendi vatandaşlarını korumak için yapıyor. ‘Gemi doldu da taşıyor' diyor. Keşke Macar olsaydım."

24 Haziran 2015

"Macaristan'da bir hükûmet var. İtalya da ise itaatkâr köleler." 24 Ağustos 2015

"#GOHUNGARY Gün, istilaya karşı, halkoylamasında özgürce ve gururla hayır deme günü. İşte demokrasi bu. Bu sebeple de #Ivoteno diyorum." 2 Ekim 2016

"Meşrû bir hükûmete sahip bir ülkenin aleyhine ceza talep eden Avrupa'ya ve bizim PD'ye [Demokrat Parti] yazıklar olsun. Yaşasın Macaristan!" 26 Nisan 2017

4 Haziran 2018 Matteo Salvini'nin destekçilerine Viktor Orban ile "samimî bir telefon konuşması yaptığını" ve ikisinin "bu Avrupa Birliği'nin kurallarını değiştirme husunda mutabakâta vardığını" söylediği tarih.

Bugün Orban Avrupa Halk Partisi'nin (AHP) önde gelen bir üyesi. Salvini ise Avrupa sağının yükselen yıldızı. Her ne kadar resmen siyasî bir ittifak içinde olmasalar da tüm önemli konularda ideolojik açıdan yakınlar. İkisi de, göçmen istilâsının şu anda Avrupa için varoluşsal bir tehlike yarattığına inanıyor. İkisi de bu durumdan Angela Merkel gibi "liberal" Hristiyan demokratları sorumlu tutuyor. İkisi de Brüksel ve Avrupa seçkinlerini hıyanet ile suçluyor, uluslararası STKlara saldırıyor, Jean Claude Juncker ve AB Komisyonu'nu kötülüyor ve Avrupa kurumlarının üye devletlerde hukuk devleti/hukukun üstünlüğünün korunması yönünde yaptıkları her türlü girişime karşı geliyor. Orban ve Salvini, Donald Trump'ı ilk bağrına basanlar arasında. İkili, Vladimir Putin'in liberal olmayan duruş ve gücüne de hayran. Salvini, "şehirleri sokak sokak temizlemek" ve "toplu sınırdışı işlemleri yapmak" gibi konuları gündeme getiriyor. Orban ise etnik mühendislik yoluyla Batı şehirlerinde "İslamlaşmaya yönelik gidişatı tersine çevirmek" hedefini koyuyor. Aslında Viktor Orban ve Matteo Salvini'nin görüşleri arasında çok az fark var. Tam da bu nedenle Macaristan Başbakanı ile İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı için karanlık ve liberal olmayan bir Avrupa'yı savunan ideolojik ikizler tanımını yapmak mümkün.

Orban ve Salvini'nin aynı noktada buluşmaları Avrupa'nın 2019'daki AB Parlamentosu seçimlerine doğru ne kadar kaygı verici bir istikâmette ilerleyebileceğinin de göstergesi. Duyulan endişelerin başında, sağ ve aşırı sağın birleşme yoluyla Salvini ve benzerlerinin AHP'yi ele geçirmesi geliyor. Eğer bu gerçekleşirse sebebini Haziran 2018'de yaşananlarda aramak gerekecek.

 

"Zafer"

10 Haziran Pazar akşamı İtalya'nın yeni İçişleri Bakanı Matteo Salvini Avrupa siyasetini bir tweet ile değiştirdi. Siyah renkli bir arka planın önünde kollarını kavuşturmuş bir fotoğrafını yayınlayan bakan metin bölümüne şu basit cümleyi yazdı: "chiudiamoiporti" [Limanları kapatıyoruz]. Bu fotoğraf ile şu basit mesaj verilmek istendi: İşte sözünün eri ve istediğini elde eden kararlı bir adam!

#Weareclosingtheharbours

Bir gün öncesinde, yani 9 Haziran günü, Aquarius isimli STK gemisi, Libya'nın kuzeyindeki uluslararası sularda 629 kişiyi kurtarmıştı. İtalya'nın limanları kapatmasının sonrasında ise 11 Haziran'da İspanyol hükûmeti devreye girerek gemiyi İspanya'nın kabul edeceğini ilân etmişti. Bu gelişmeyi Twitter hesabından hemen büyük bir zevkle duyuran Salvini "VITTORIA" ("ZAFER") paylaşımında bulunmuştu. Macar Dışişleri Bakanı kendisini arayarak tebrik ederken, Macar Başbakan Viktor Orban ise Budapeşte'de şunları söylemişti:

"Haberi aldığımda derin bir oh çekerek ‘hele şükür' dedim ... Gerçekten, yıllarca deniz sınırlarını korumak mümkün değil diyenleri dinlemek o kadar umutsuzluk vericiydi ki, insanın yaşama isteği kayboluyordu. Bunca zaman eksikliği duyulanın deniz sınırlarını koruma becerisi değil, bu yönde bir irade olduğundan eminim. İşte İtalya'da bu irade artık geri dönmüş bulunuyor. Çok önemli bir an yaşıyoruz."

Bu sadece bir irade meselesi.

Viktor Orban ve diğer popülistlerin son üç sene zarfında verdikleri temel mesaj tam da bu.

Bir sınırı kapatmak istiyorsan -kara ya da deniz fark etmez-, kapatabilirsin. Yap gitsin!

Uzun zamandır Orban'ın işine yarayan bu söylemin meyvesini, şimdi de, düzensiz göç konusu yıllarca gündeminin birinci maddesi yaparak, 2014'te AB Parlamentosu seçimlerinde sadece yüzde 6'lık bir skor elde etmiş bir partinin oy oranını bugün İtalya'da yüzde 30'lar seviyesine taşıyan Salvini yemekte.

Avrupa'yı değiştirmek istiyorsan, bunu  başarabilirsin.

Salvini eskiden beri bu kanıda. Ocak 2017'de Almanya'da Koblenz'de AfD (Almanya için Alternatif) partisinin ev sahipliğinde gerçekleşen ve Marine Le Pen ile Geert Wilders'in de katıldığı buluşmada konuşan ve "yeni bir Avrupa mümkün" diyen Salvini'ye kulak verelim:

"Merkel, Renzi ve Hollande'i evlerine gönderin … Buradan haykırıyorum: Yaşasın popülistler, yaşasın milliyetçiler ve yaşasın bu birlikteliğimiz! Yeni oluşan bir lider kategorisinin muhtemelen ilk temsilcileriyiz."

"Başka bir Avrupa mümkün"
"Başka bir Avrupa mümkün"

Salvini Avrupa halkını "Avrupa Birliği ve bu yapının seçkinlerinin hak edilmemiş otoritesinden" ve avro adlı "başarısız ve mücrim deneyden" kurtamaktan bahsetmekte ve üstüne basa basa şunu söylemekte: "AB'den ne kadar çabuk çıkarsak herkes için o kadar iyi olur."

 

Bir köktencinin yükselişi

1973 yılında İtalya'nın en zengin ve kosmopolit şehri Milano'da orta hâlli bir ailede doğan Matteo Salvini hayatı boyunca hep aceleci bir adam oldu. Henüz 17 yaşında iken hedefini Padanya'nın İtalya'dan ayrılması şeklinde belirleyen Kuzey Ligi adlı partiye girdi.

1993'te, 20 yaşına basan Salvini, aynı yıl Kuzey Ligi listesinden Milano Belediye Meclisi'ne seçildi. 1996'da, adını Po nehrinin Latince adından esinlerek "Padanya Federal Cumhuriyeti" koyduğu bir devleti kurduğunu ilân eden Kuzey Ligi, 1997'de "Padanya Parlamentosu" için seçimler düzenledi. Salvini 210 sandalyenin beşini kazanan komünist hizbin lideri olarak bu parlamentoya seçildi.

Genç şiyasetçi dikkatleri üstüne çekmeyi çabuk öğrendi. Radio Padania adlı kanalda yayınlanan programlarında marifetlerini sergileme imkânı buldu. Örneğin 2000 yılında dinleyicilerine her futbol şampiyonasında İtalya'nın rakiplerini desteklediğini açıklamakta beis görmedi. 2009'da ise Kuzey Ligi'nin Lombardiya bölgesinin Bergamo ile Lecco arasında yer alan Pontida kasabasında gerçekleştirdiği yıllık toplantısında Güney İtalyalıların  hayat tarzlarının "Kuzey İtalyalılarınkinden çok farklı" olduğuna vurgu yapan siyasetçiye göre durum açıktı: "Hiçbir ortak noktamız yok. Aramızda ışık yılları var." Salvini 2012'de de aşağıdaki gönderiyi Facebook hesabından paylaştı:

"‘Prima il Nord' (‘Önce Kuzey') demenin neresi ırkçı? Hadi canım siz de! Gerçek ırkçılar, onlarca yıldır başkalarının parasıyla parazit gibi yaşayanlar."

2013'te Salvini Kuzey Ligi'nin liderliğine seçildi. 40 yaşındaydı. 2017'de partinin adını "Lig" olarak değiştirdi. "Önce İtalya" artık partinin yeni sloganıydı. Hedefteki bürokratlar artık Brüksel'dekilerdi, yeni parazitler ise Romanlar ve göçmenler.

Salvini sosyal medyayı çok iyi kullanan bir lider. Ekim 2017'de Facebook'tan paylaştığı, pazarlardan atılan sebze ve meyveleri toplayan yoksul İtalyan emeklileri ile verilen yemeğin iyi olmadığından yakınan sığınmacılarının karşılaştırıldığı bir video klibini on milyon kişi izledi. Facebook takipçi sayısı diğer Avrupa liderlerininkini aştı. Mart 2018'de düzenlenen ulusal seçimlerde Lig oyların yüzde 17'sini alarak, Matteo Renzi'nin Demokrat Parti'sine yaklaştı. 1 Temmuz 2018'de Il Giorno gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre Salvini artık halkın kendisine en fazla güven duyduğu bakandı.

Matteo Salvini liderliğinde Lig'in yükselişi

 

Lig (%)

Demokrat Parti (%)

Avrupa seçimleri 2014

6.2

40.8

Kamuoyu yoklamaları – Şubat 2018

14.3

22.8

Genel seçimler – Mart 2018

17.4

18.7

Kamuoyu yoklamaları – Nisan 2018

21.7

17.7

Kamuoyu yoklamaları – Mayıs 2018

23.6

17.9

Kamuoyu yoklamaları – Haziran 2018

28.8

18.5

Kamuoyu yoklamaları – Temmuz 2018

29.7

17.8

 

Ayakta alkış

One of the Aquarius RHIB with medical and rescue staff
Aquarius'un tıbbî müdahale ve kurtarma personeli taşıyan sert karinalı şişirilebilir botlarından biri

Hikâyeler anlatmak. Lig'in liderinin göz kamaştırıcı ve hızlı yükselişinin sebebini anlamak isteyenlerin akıllarında tutması gereken Salvini'nin işte bu önemli yeteneği. Aquarius'a İtalyan limanlarını kapatmasının üç gün sonrasında 13 Haziran 2018'de henüz yeni seçilmiş olan İtalyan Senatosunda yaptığı ve senatörlerin yüzde 80'i tarafından ayakta alkışlanan ilk konuşmasında anlattığı hikaye gibi hikâyeler...

O gün Senatoda Salvini, STKlarca kullanılan Aquarius gibi kurtarma gemilerini İtalyan halkına karşı düzenlenen kötü bir kumpasın parçası şeklinde tanıtmakta beis görmedi:

"Göçün süratine ve zamanlamasına, malî olarak kim tarafından desteklendiği belli olmayan bazı özel STKların karar vermesi söz konusu değil. Bir kan ve organ bağışçısı olarak her türlü cömertliği ve gönüllülüğü sevdiğimi söylememe izin verin. Ancak, bazı girişimlerin arkasında George Soros'un Açık Toplum Vakfı'nı görünce bu cömertliğin samimiyetinden, başka bir niyet güdülmeden gösterildiğinden şüphe duymaya başlıyorum."

Hikâyenin iyi kahramanları ise sevgi dolu ve merhametli İtalyanlardı. "Cömertlik, iyilik ve dayanışma hususlarında İtalyanlar kimseden ders alacak değil" şeklinde haykıran Salvini'ye göre durum açıktı. Bir İtalyan ve bir baba olarak "aslında kandırılan, kendilerine yalan söylenen çocukların Akdeniz'de ölmelerine şahit olmaktan bıktım usandım" diyen bakan şu sözü de verdi:

"Amacım hem hayat kurtarmak hem de insan kaçakçılarının ‘nasıl olsa kurtarılırlar' rahatlığı içerisinde yolculuğun başında yarı havası inmiş lastik botlarla denize saldığı bu zavallı çocukların köylerini terk etmek zorunda kalmadan en iyi şekilde büyüyebilmelerini sağlamak."

Salvini Senatoda övünerek "İtalya'nın sözü hiçbir zaman şu anda dinlenildiği kadar dinlenmedi" dedi. Uyguladığı siyaseti eleştiren Fransa ile ise dalga geçtiği bölüme gelince alkışlar hiç durmadı:

"Fransa bizi içten pazarlıklı olmakla suçluyor. Tabii şunu belirtmeme izin verin: 1 Ocak-31 Mayıs tarihleri arasında, Fransa'nın [İtalya sınırdan] geri çevirdiği kadın çocuk ve engelliler dahil insan sayısı 10,249. 2015 AB içi yeni yerleşim yerlerine gönderme anlaşmaları uyarınca Fransa'nın [İtalya'dan] almayı taahhüt ettiği göçmen sayısı 9,816. Ancak toplamda aldığı 640. Cumhurbaşkanı Macron'u geri kalan 9,000'in de alınmasına yönelik işlemleri hemen yarın sabah başlatmaya davet ediyorum. Kendisi ancak bu yolla gerçek, sadece lafta kalmayan, bir dayanışma sergileyebilir."

Salvini İspanya'nın Aquarius'a Valencia limanını açmasına da müstehzî bir şekilde değindi:

"İspanyol dostlarımıza teşekkür ediyorum. Ancak şu sayıları da hatırlatmak istiyorum. İtalya'nın kabul merkezlerinde ağırladığı göçmen sayısı 170,000 İspanya'nın ise 16,000. 16,000'e karşı 170,000! Başbakan Sanchez'in iyi kalpli davranışı takdire şayan. Şimdi kendisinin bu sayıları göz önünde bulundurarak önümüzdeki haftalarda dayanışma ve açıklık noktalarında daha da ileri gideceğini umuyorum."

Salvini kapanışı İncil'den "Komşunu kendin gibi seveceksin" alınıtısıyla yaptı. Bakan sözlerine şöyle son verdi:

"Benim komşularım içinde bulunduğumuz bu kaosun birinci sıradaki kurbanları olan savaştan kaçmış kadın ve çocuklar. Sayıları fazla olmayan bu ergenlik çağındaki gençler, kadınlar ve çocuklar tabii ki evlerimizde kendilerini yuvalarında hissetmeliler. Ancak onlarla yasadışı göçmenleri karıştırmayalım. Yasadışı göç sadece toplumsal çatışmalara sebebiyet veriyor. Öte yandan bir hususun daha altını çizmem gerekiyor: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin' benim için evlerini, işlerini ve umutlarını kaybetmiş milyonlarca İtalyanı da seveceksin anlamına geliyor.

Dolayısıyla elimden geldiğince, tarihimize, kültürümüze ve âdetlerimize saygı duyarak burada kendileri ve çocukları için bir gelecek inşa amacıyla bulunan gerçek mültecilerin, düzenli göçmenlerin sesinin duyulması için insanî açıdan yapılabilecek her şeyi yapacağım. Ancak hepsinden önemlisi, umutsuzluğa kapılan İtalyanların tekrar geleceğe ümitle bakabilmeleri için de yetkim dahilinde mümkün olan ne varsa yapacağım."

Ertesi gün La Stampa gazetesi Salvini'nin "Senatoyu belâgatı ile fethettiğini" ve "sanki İtalya'nın gerçek başbakanıymış gibi konuştuğunu" yazdı. Aslında Salvini bir nevî iyi kötü ve çirkin hikâyesi anlatarak İtalya'nın cömertliğini övüp yabancıların riyakârlığını dillendirdi. O kadar.

 

İşte Salvini'nin başarısı – Haziran ayında ölenlerin sayısı 564!

Haziran ayındaki kurtarma operasyonu sırasında Aquarius Roma'daki Deniz Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin (DKMM) talimatlarını harfi harfine uyguladı. Gemiye çıkan 629 kişinin 400'ü daha önce zaten İtalyan gemileri tarafından kurtarılmış, üç sahil güvenlik botu ve bir ticari gemiden Aquarius'a nakledilmişti. Geri kalan 229 kişinin de DKMM'nin talebi doğrultusunda Aquarius tarafından kurtarılmıştı. Aksi olsaydı söz konusu 229 kişi ölmüş olacaktı. İşte o "etkileyici" konuşmasında Salvini bu hususlara hiç değinmedi.

Pekiyi, hep büyük bir başarıdan bahseden Salvini Haziran ayında neyi başardı? Çok defa, kendisinden önceki hükûmetlerin yedi yıl zarfında yaptıklarından çok daha fazlasını birkaç gün içinde yaptığı iddiasını dile getirdiğine göre duruma yakından bakmakta fayda var. Hakikât şu ki göreve başladığı ay itibarıyla İtalya'ya deniz yoluyla ulaşanların sayısının düştüğünü ifâde etmek mümkün değil çünkü sayı zaten önceki beş ay zarfında ayda ortalama 2,700 kişinin altına düşmüştü. Kaldı ki, 2018 yılının ilk beş ayında İtalya'ya gelen sığınmacı sayısı Almanya, Fransa ve Yunanistan'a gelenlerinkinden az!

Haziran 2018'de İtalya'ya deniz yoluyla ulaşanların sayısı 3,136. Buna Aquarius'un İspanya'ya götürdükleri (629) ile başka bir kurtarma gemisinin Malta'ya götürdükleri (224) dahil değil.

Öte yandan, Salvini'nin uygulamaya başladığı siyasetin ilk neticelerinden biri denizde ölenlerin sayısındaki çarpıcı artış. Bu sayı son on yılın hiçbir Haziran'ında 2018 Haziran'ındaki kadar yüksek olmadı. Salvini'nin içişleri bakanı olmasından önceki son on ayda her ay ortalama 100 kişi hayatını kaybederken sadece Haziran 2018'de 564 kişi boğularak can verdi.

İtalya: Son on iki ayda denizde ölenler ve karaya ulaşanlar

Ay

Ölenler

Ulaşanlar

Ağustos 2017

143

3,914

Eylül

102

6,291

Ekim

167

5,979

Kasım

193

5,645

Aralık

9

2,327

Ocak 2018

215

4,189

Şubat

121

1,058

Mart

23

1,049

Nisan

20

3,171

Mayıs

11

3,963

Haziran

564

3,136

Temmuz

157

1,944

Aslında Salvini'nin politikasının amacı belli:  ABD Deniz Kuvvetlerine ait bir savaş gemisi, AB'nin yürüttüğü Sophia Operasyonu dahilinde görev yapan askerî gemiler, Danimarka kargo gemileri, İtalyan deniz kuvvetlerine ait gemiler ya da İtalyan sahil güvenlik botları arasında fark gözetmeksizin, yapılacak her türlü kurtarma çalışmasını engellemek.

Haziran ayında attığı adımlar savunduğu siyasî bir kazanım uğruna Roma'nın denizde daha fazla ölüme sebebiyet vermekten çekinmediğini ortaya koyuyor. Önce İtalya siyasetinden zarar görenler aşikâr: hayatlarını kaybeden göçmenler, kurtarma operasyonlarına katılanlar ve diğer Avrupa ülkeleri. Ancak bu durumun Salvini açısından siyaset alanında harikalar yarattığını da belirtmek gerekiyor.

 

"Nessun dorma!" – Salvini, Orban ve 2019

Haziran 2018'de denizlerde ölenlerin sayısının artmasının yanı sıra bir başka kaygı verici gelişme daha yaşandı: Göç ve mülteciler merkezli bir kampanya ile 2019'da Avrupa siyasetini kökten değiştirmeyi hedefleyen yeni bir mihver meydana geldi.

Popülerliğinin ve ülkesinin sınırlarını kapamada ki başarısının tadını çıkaran Salvini 1 Temmuz'da Lig'in Pontida'da yaptığı mitingte niyetini ifşa etti. Bir opera sanatçısının 75,000 kişilik kalabalığı, sonu "Gün ağarınca ben kazanacağım!" diye biten "Nessun dorma" (Kimse uyumasın) aryası ile coşturduğu büyük buluşmada Salvini dinleyenlerine birkaç tane zafer sözü verdi. Sevgiden ve haysiyetten bahseden Lig lideri, destekçilerinden nefret ve kıskançlıktan uzak durmalarını istedi. "Bu duyguları başkaları duysun siz değil" diyen Salvini 2019 Avrupa seçimlerinin halk ile seçkinler arasında bir referendum mahiyetinde geçeceğini ilân etti. Bölgeleri değiştirme noktasından İtalya'yı değiştirme noktasına ilerleyen Lig'in şimdi de "Avrupa'yı değiştireceğini" bunun için de kendi halklarının çıkarlarını savunmak isteyen bağımsız ve egemen hareketlerin Avrupa çapında bir ittifak kurması gerektiğini, yani bir tür "Liglerin Ligi" oluşturulması ihtiyacını dile getirdi:

"Berlin Duvarı'ndan sonra yıkılacak bir sonraki duvar Brüksel'deki duvar olacak. Böylece çalışma, yaşama, sağlık ve güvenlik hakkı tüm Avrupalılara geri verilecek. İşte diğer mücadele konumuz bu."

Tam bu esnada elindeki tespihi havaya kaldıran Salvini göğe bakarak şunları söyledi:

"Eğer O üstümüze koruyucu kanatlarını gererse biz bu mücadeleyi kazanırız ... Halkı bu Avrupa'dan kurtarmadan, mücadeleden vaz geçmeyeceğinize yemin eder misiniz?"

Mitingdeki kalabalık bu soruya olumlu cevabını adeta haykırdı. Bu haykırışı diğer Avrupalı siyasetçiler dikkate almalı çünkü Salvini'nin arkasına aldığı bu destek dalgası İtalyan siyasetçinin esin kaynağı olan Viktor Orban'ın uzun süredir arkasında duran destek dalgasının aynısı.

Tıpkı Salvini gibi, Orban da Haziran 2019 Avrupa seçimlerinde parlamentoda gücü ele geçirmek için bir strateji açıkladı. Tıpkı Salvini gibi Orban da göçü ana tema olarak belirledi. Tıpkı Salvini gibi Orban da ABD Başkanı Donald Trump'ın göç konusundaki tavrına destek verdi. Trump 16 Haziran'da Orban'ı arayarak göç polikasından ötürü kutladı. Aynı gün Orban Budapeşte'de bir konferansta düşüncelerini çok açık bir biçimde paylaştı:

"Göçmenler hakkındaki tartışmalarda bir uzlaşı mümkün mü? Hayır. Zaten buna gerek de yok. Karşıt taraflardan her birinin ödünler vermesi ve böylece orta yolun bulunması gerektiğine inananlar var … Bu kötü bir yaklaşım. Bazı konular vardır ki onlar hakkında bir uzlaşmaya varılması mümkün değildir."

Tıpkı Salvini gibi, Orban Brüksel'de bulunan AB'yi Moskova'da bulunan eski Sovyet yönetimine benzeterek, özellikle AB Komisyon Başkanı Juncker'i suçlamaktan çekinmedi:

"Brüksel'ın vicdanı üç vahim hata nedeniyle rahat değil. Birinci hata Birleşik Krallık'ın ayrılması, ikincisi kıtamızı göçmenlere karşı koruyamama, üçüncüsü ise Doğu ile Batı arasındaki dengeyi bozma. Hâlihazırda Avrupa'yı yönetenlerin sorumluluğu gün gibi aşikâr ... 2019'da bu gidişata bir son verilmesi gerek."

Orban daha sonra üyesi olduğu siyasî grup AHP de dahil tüm kurulu nizâmı hedef alan şu sözleri sarf etti:

"2019 Avrupa Parlamentosu ile ilgili olarak, aynı düşünceleri paylaşan Orta Avrupa ülkelerinin partilerinin biraraya geleceği, hatta, Avrupa çapında tüm göç karşıtlarının katılacağı yeni bir oluşumun vücut bulması kolay görünüyor. 2019 seçimlerinden büyük başarıyla çıkacağımız muhakkak."  

22 Haziran'da Macar radyosuna verdiği bir röportajda, aynı Salvini gibi Orban da, Avrupa'da, Visegrad Dörtlüsü, İtalya ve Avusturya'nın birini, Almanya ve kuzey ülkelerinin diğerini oluşturduğu iki cenahtan bahsetti:

"Avrupa'nın gündeminde göç ile ilgili üç önemli başlık var. Birinci sırada sınırlarımızı koruyup korumayacağımız geliyor. Şaşırtıcı olabilir ama bu üç konuda da iki karşıt görüş bulunuyor. Bazıları sınırları korumasına ihtiyaç olmadığını savunurken bazıları aksini ifâde ediyor. Bazıları sınırları çirkin ve kötü addederken bazıları da sınırları yumurta kabuğuna benzeterek kabuğu olmayan bir yumurtanın pişirilip yendiğini hatırlatıyor.

İkinci sıradaki konu Avrupa'ya hâlihazırda gelmiş bulunanlar ile ilgili ne yapılacağı. Bir taraf onlara ‘hoşgeldiniz' derken öbür taraf bir an evvel geri gönderilmelerinden yana … Üçüncü konu ise Avrupa'ya gelecekte kimlerin kabul edileceği. Bizim cevabımız açık: Kimseyi kabul etmeyeceğiz."

28 Temmuz'da Orban Romanya'da düzenlenen bir yaz üniversitesi vesilesi ile iddiasını tekrarladı. Macaristan Başbakanı Avrupa medeniyetinin büyük bir tehdit altında olduğuna vurgu yaptı. Bunun temel sebebleri Juncker başkanlığındaki Avrupa Komisyonu, şu anki Avrupa Parlamentosu (ki AHP hâlihazırda en büyük siyasî parti grubu konumunda) ve "günleri sayılı olan" Avrupa seçkinleri:

"Durumun vahametini, yani Avrupa medeniyetinin durumunun vahametini göç krizi gözler önüne serdi. Karmaşık bir konuyu basitleştirmeme izin verin: Avrupa'daki liderlerin yetersizliği gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Bu liderler Avrupa'yı göçe karşı koruma noktasında aciz kaldı. Avrupa seçkinleri başarısız oldu. Avrupa Komisyonu işte bu başarısızlığın simgesine dönüştü."

Orban tanım itibarı ile liberal olamayacak milliyetçilerden müteşekkil gerçek Hristiyan demokratlar ile "açık bir topluma" inanan nihilistler arasında yaşanacak mücadelenin yaklaştığını şöyle dile getirdi:

"Bugünün açık toplum düzenli Avrupa'sında sınırlar ortadan kalkmış bulunuyor. Avrupa halkının yerine göçmenlerin kolaylıkla geçmesi için her şey hazır. Aile, seçmeli, akışkan bir birlikte yaşama seçeneğine dönüşmüş vaziyette.  Millet, millî kimlik ve millî onur olumsuz ve modası geçmiş kavramlar olarak algılanmakta. Devlet ise bu Avrupa'da emniyeti sağlamaktan uzak."

Orban bir tuzağa dikkat çekti:

"Oltaya takılmamızı sağlayacak yem tam da burnumuzun önünde sallanıyor. O da şu: Hristiyan demokrasi aynı zamanda liberal olabilir … şayet bu savı kabul edersek, o zaman bugüne kadar sürdüregeldiğimiz savaş, mücadele anlamını yitirir. Boşuna yorulmuş oluruz. Emin bir şekilde çıkıp Hristiyan demokrasinin liberal olmadığını söylemeliyiz…

Hristiyan demokrasi Hristiyan kültürüne öncelik tanır. Bu ifâde liberal olmayan bir kavrama işaret ediyor. Liberal demokrasi göç yanlısı iken Hristiyan demokrasi göç karşıtı. Göç karşıtlığı da kesinlikle bir önceki kavram gibi liberal olmayan bir kavram."

Bu açıklamalar Şubat 2015'te gerçekleştirdiği Budapeşte ziyaretinde kendisinin yanında "liberal olmayan demokrasi" kavramının anlamsızlığından bahsetmekten imtina etmeyen Angela Merkel gibi Hristiyan demokratlara karşı Orban'ın, ne kadar az saygı duyduğunu gösterir nitelikte.

Son olarak Orban o günkü konuşmasında, Salvini'nin de vurgu yaptığı şu hususu gündeme getirdi:

"Sevgili Dostlarım, hepimiz için tavsiyem şu: 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerine var gücümüzle hazırlanalım … Avrupa seçimlerinin, çok büyük, önemli ve ortak bir Avrupa sorunu olan göç ve göçün geleceği odaklı bir seçime dönüşmesinin zamanı geldi … Bugün artık şunu söylemek mümkün: Avrupa'nın geleceği biziz."

Aslında bu kendinden emin sözleri Macaristan Başbakanı ilk defa 28 Temmuz'da sarf etmedi. Bu tarihten yaklaşık beş ay önce, Şubat 2018'deki Ulusun Durumu konuşmasında da benzer bir ifâde kullanmıştı. O gün, tıpkı Salvini gibi Orban da AB Parlamentosu seçimleri için bir ittifaktan bahsetmişti:

"Şu anda zaferin eşiğindeyiz. Visegrad Dörtlüsü sarsılmaz birlikteliklerinden taviz vermiyor. Ortodoks dünyası sağlam duruyor. Hırvatistan'da sağduyu galip gelmeye başlamış görünüyor. Avusturya vatanseverlik ve Hristiyanlık eksenine geri döndü. Bavyera da CSU önderliğinde düşünsel ve siyasî bir direniş başlamış vaziyette. Belki de geç kalmamışızdır. Artık İtalya seçimlerinin sonuçlarını, yani sağduyunun hâkim olduğu bir idare ile birlikte İtalyan ulusal ve kültürel kimliğinin geri dönüşü anlamına gelecek bir milâdı şevkle bekliyoruz."

Viktor Orban

ESI Çalışması
Belâgatte gizlenen zehir ve bir cehennem vizyonu
Şubat 2018'de Viktor Orban

 

Salvini'ye cevap: Sanchez Planı?

Son iki sene zarfından ESI çok sayıda somut öneri sunarak, hem Avrupa'ya deniz yoluyla ulaşım ve yolculuk sırasında hayat kaybı şeklinde özetlenebilecek statükodan hem de Orban'ın iltica hakkını ortadan kaldırmaya ve geri itmeleri kurumsallaştırmaya yönelik startejisinden farklı bir siyaseti savundu. Bugün insan haklarına duyarlı herkesin, denizde kurtarmalara karşı yürütülen kampanyaya en iyi cevabın nasıl verilebileceğine ve kamuoyunun çoğunluğununun iltica hakkına empati ve saygı duyarak düzensiz göçü azaltma siyasetine nasıl inandırılabileceğine ivedilikle kafa yorması gerekiyor.

2017 başlarında Malta Planı adını taşıyan önerimizi karar alıcılar ve kamuoyu ile paylaştık. Bu metin daha sonra bir takım değişikliklerle Roma Planı'na dönüştü. Bilahare bu planı İtalyan hükûmeti ve üst düzey bakanlık yetkilileri ile Roma'da tartıştık. Daha sonra Akdeniz'deki Amsterdam adlı raporumuzda önerimizi daha da ayrıntılandırarak ilk ve ikinci derecede hem hızlı hem de nitelikli prosedürler öngören Hollanda sığınma sistemine dikkat çektik. Almanya'da Gesine Schwan ile birlikte, Avrupa içinde yeni yerleşim yerlerine göndermelere dair gönüllü katılım esasında işleyen bir fon oluşturulmasına dair ortak Knaus-Schwan önerisini hazırladık.

İki hafta önce Die Welt gazetesinde yayınlanan uzun bir söyleşimizde İtalya'daki gelişmeler ve İspanya'ya ulaşanların sayısındaki artışı nazara alarak, Salvini'nin yürüttüğü siyasete karşı, Sanchez Planı'na sahip çıkmak isteyen AB üyeleri arasında kurulacak bir koalisyonunun tüm AB'nin çıkarına olacağını belirttik.

İspanyol Dışişleri Bakanı Josep Borrell geçen hafta yayınlanan bir söyleşisinde benzer fikirler dile getirdi. Konuyla ilgili medyada çıkan tüm haberler için buraya tıklayınız.

Şu an için, Salvini ve Orban'ın rüzgârı arkalarına aldıkları söylemek mümkün. Cevabı aranan soru şu: İspanya, Fransa, Almanya Yunanistan liderleri ve sığınma siyasetini Matteo Salvini ve Viktor Orabn'ın insafına terk etmek istemeyen diğer ülke ve toplumların idarecileri zamanında harekete geçecek mi? Hristiyan demokratlar, liberaller, ilericiler ve Avrupa Birliği'ni tanımlayan unsurun insan hakları olduğuna inanlar, bu yapının temellerini korumanın bir yolunu bulabilicek mi? AHP açık bir biçimde kendi politikalarının Salvini ve Orban'ınkilerden ve Avrupa aşırı sağının sahip çıktıklarından farklı olduğunu anlatabilecek mi?

Salvini ve Orban ne arzuladıklarını çok net ortaya koyuyor. Bu ikilinin savunduğu teze karşı uygulanabilir ve güvenilir bir öneri ile çıkmanın mümkün olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.

İçten selamlarımla,

 

Gerald Knaus

Not: Dipnot ve kaynaklar PDF versiyonunda mevcuttur

 

Angela Merkel and Pedro Sanchez

ESI Sanchez Planı (Temmuz 2018)

Denizde kurtamalar konusunda kuvvetli bir ortak taahhüt altına girilmeli.

Biraz daha fazla çaba ile hayatları kurtarılabilecek insanların boğulmalarına göz yummak kabul edilebilir değil. Haziran 2018'de İtaya İçişleri Bakanı Matteo Salvini'nin görevdeki ilk ayı içerisinde Orta Akdeniz'de, geçen on yılın hiçbir Haziran'ında olmadığı kadar insan hayatını kaybetti!

Daha fazla kurtarma gemisi göndermek elzem ancak ölümleri azaltmak için bu yeterli değil. Akdeniz'de en fazla kaybın yaşandığı altı aylık dönem İtalya'nın büyük bir hevesle "Mare Nostrum" operasyonu çerçevesinde kurtarma faaliyetleri yürüttüğü Mayıs 2014 - Ekim 2014 arası. O süre zarfında 3,000'den fazla insan İtalya yolunda öldü. (En çok hayat kaybının yaşandığı yıl ise en fazla kurtarma faaliyetinin gerçekleştirildiği 2016 yılı).

İspanya, Fransa ve Almanya (ve diğer gönüllü ülkeler) Libya karasularında kurtarma faaliyetleri için daha fazla bot sağlamalı. Hedef, kimsenin boğulmaması ve ulaşan sayısının -geri itmesiz- azaltılması olmalı.

Bunu başarmanın üç yolu var:

  • Âdil fakat süratli bir sığınma prosedürü neticesinde uluslararası korumaya ihtiyacı olmadığı belirlenenlerin menşe ülkelerine hızla döndürüleceklerine dair net bir mesaj verilmesi sayesinde bu kişileri yolculuktan caydırmak.
  • Kıyılarından botların yola çıkmasını engelleyen transit ülkeler ile birlikte çalışmak (İspanya'nın Senegal ile 2006'da ya da Fas ile uzun yıllar yaptığı gibi; veya, -çok daha sorunlu olmakla beraber- İtalya'nın ve AB'nin Libya sahil güvenliği ile 2017 başından beri yaptığı gibi; ya da, AB ve bazı üye devletlerin Sahra üzerinden insan kaçakçılığı yapılmasını engellemek için Nijer ile yaptıkları gibi).
  • Denizde kurtarılanları Kuzey Afrika'ya, ya da Matteo Salvini, Viktor Orban ve Sebastian Kurz'un uzun süredir bahsettiği ve AB Konseyinde tartışılması istenen, Avustralya çözümü olarak adlandırılan "Nauru" modeli benzeri birtakım "işlem merkezlerine" geri göndermek. Bu öneri hukukî açıdan sorunlu olmanın yanı sıra uygulanabilir değil. Aslında bazı Avrupa liderleri bu platformlardan bahsederek Afrika'ya geri itmelere bir kılıf uydurmayı amaçlıyorlar.

Bu üçü arasında, ilk seçenek açık farkla en iyisi. Bu seçenek, Salvini'nin savunduğu siyasete gerçekten insanî bir alternatif sunmakta. Hem sınırları denetlemeye hem de konuya empati ile yaklaşmaya olanak tanımakta. Hem denizde kurtarmalara cevaz vermekte hem de geri dönüşe.

Pekiyi bu ilk seçenek temelinde bir strateji hayata geçirilebilir mi? Cevap: Evet

Bunun için üç somut adım atılmalı:

1.             Avrupa KKTMleri açılması.  Bunlar AB Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyinde "denetimli merkezler" şeklinde tanımlanan kayıt ve kimlik tespit merkezleri (Yunan adalarında yaşanan berbat durumu hatırlattığı için kabul/kayıt noktası anlamındaki "hotspot" kelimesi artık kullanılmıyor). Amaç, yola çıkanların ulaşmayı hedeflediği AB'nin Akdeniz'e kıyısı bulunan ülkerinde açılacak, AB dayanışmasının somut bir ifâdesi olarak maliyeti ortak karşılanacak hatta belki de ortak yönetilecek insanî ve düzgün barınma merkezlerine kavuşmak. Birçok hayatî konuda bu merkezlerde, Yunanistan'da tecrübe edilen korkunç durumun tam aksinin olması hedeflenmeli:

  • Herkes için yeterli yer verilmeli ve düzgün muamele edilmeli (Hollanda'daki Ter Apel sığınma merkezi ya da Almanya hükûmetini oluşturan partilerin koalisyon protokolünde tanımladığı "Ankerzentren" örnek alınabilir). Bunlar, Avrupa'da oluşturulacak bir gönüllü ülkeler koalisyonu tarafından, insan onuruna saygılı bir uygulamanın yapılabileceğinin gösterilmesi açısından önemli. Tabii her şey tam bir şeffaflık içerisinde hayata geçirilmeli.
  • Zaman sınırı: Hiç kimse KKTM'de 2 aydan fazla kalmamalı. Hedef, birçok sığınma başvurusunun ilk derecede ve itiraz hâlinde ikinci derecedeki incelemele ve karar verme prosedürlerini toplam 6 hafta içerisinde tamamlamak.

Bu doğrultuda, AB üyesi Hollanda, Fransa, Almanya, Belçika, Lüksemburg, Portekiz ve kuzey ülkelerinin yanı sıra, hem Schengen hem de Dublin'e dahil olan İsviçre ve Norveç'in de kabul ve sığınma hizmetlerinde görev yapan kıdemli yetkililerinin üye olacağı bir eşgüdüm kurulu hemen göreve başlamalı. Küçük bir sekretarya (Madrid'de açılabilir) gerekli insan kaynağı ile ilgili çalışma yapmalı. Söz konusu kaynakların zamanında sağlanabilmesinden sorumlu, idarî tecrübesi olan güvenilir bir koordinatör atanmalı. Yunanistan örneğinden ders çıkarılmalı. Midilli ve Sakız'da olduğu gibi bu işi Avrupa Sığınma Destek Ofisine bırakmanın, hâlihazırda uygulanan prosedürler göz önüne alındığında fayda sağlamadığı hatırlanmalı.

Örneğin, Fransa'nın Korsika'da, Orta Akdeniz'de kurtarılanlara yönelik bu tür bir merkezin açılmasını önermesi ve Malta'nın da aynı yönde bir teklif getirmesi halinde bundan memnuniyet duyulmalı. Bu şeklide açılacak KKTMlerin hâlihazırda Yunanistan'da faaliyet gösteren kötü şöhretli kabul/kayıt noktalarının da yerine geçmesi ile, sığınma prosedürleri hızlanmalı, adalardan Türkiye'ye geri dönüşler (şu anda günde sadece 25 kişi!) artmalı. Böylece adalarda yaşanan insanî kriz çözümlenmeli.

2.             Anahtar konumdaki bazı menşe Afrika ülkeleri ile YEGDB (Yasal Erişim ve Geri Dönüş Bildirisi) imzalanması için ivedilikle temas kurulması. Bir İspanyol, bir Fransız ve bir Alman üyeden müteşekkil ortak bir çalışma grubu hemen Batı Afrika ülkelerine giderek son derece basit ve şeffaf biçimde, şu iki hususu içeren anlaşmalar önermeli:

  • Gönüllü ülkeler koalisyonu -gelecek beş yıl için- yıllık yasal göçmen kotaları ve eğitim bursları belirlenmesini ilgili ülkeye taahhüd etmeli.
  • Bildirinin tarafı Afrika ülkesi belirlenecek bir X günü sonrasında Akdeniz'i geçecek ve AB'de sığınma başvurusunda bulunmayan veya başvurusu reddedilen herkesi geri almayı taahhüt etmeli. Amaç bu taahüdün duyulması ile, kendiliğinden deniz geçişlerinin ve AB'ye ulaşanların sayısının hemen önemli bir düşüş göstermesi.

Afrika ülkeleri ile (Senegal, Fildişi Sahilleri!) müzakereler hemen başlamalı. Diğer Afrika ülkelerinin bu tür bildirileri yararlı bularak benzer metinler imzalamayı istemeleri hayatî önem taşımakta.

3.             Gönüllü ülkeler koalisyonunun üyesi ülkeler, KKTMlerde korunma sağlanan kişilerin AB içinde yeni yerleşim yerlerine ivedilikle gönderilmeleri noktasında taahhüt vermeli.  Bu bağlamda İspanya için özel bir külfetten bahsetmek mümkün değil – AB içinde belirlenecek yeni yerleşim yerlerine sığınmacılar değil sadece mülteciler gönderilecek.

 

 

Daha fazla okuma

 

Some recent endorsements of ESI's proposal (many in German)