Alman Parlamentosu. Fotoğraf: flickr/markhillary

Almanya ve 1915 Olaylari

22 Şubat 2005'te, Alman parlamentosundaki o zaman muhalefette olan Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) ve Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) grupları 24 Nisan 1915'te başlayan Ermenilerin tehcir ve katliamını anmak üzere bir önerge verdi. Almanya'nın Türkler ve Ermeniler arasındaki uzlaşıya katkıda bulunması gerektiği belirtilen metinde 'soykırım' kelimesi kullanılmadı; bunun yerine 'tehcir' ve 'toplu katliam' ifadelerine yer verildi.

Önergede konu ile ilgili değerlendirmeler şu başlıklar altında toplanabilir:

  • Türkiye'nin bu olayı küçümseyen tutumu ve bu konu hakkında hiçbir niyeti kabul etmemesi, üye olmak istediği Avrupa Birliği topluluğunun kurucu prensiplerinden olan uzlaşma fikrine aykırı olduğu belirtildi.
  • O dönemde olayla ilgili hiçbir inisiyatif almadığı belirtilen Alman İmparatorluğu'nun da bu trajedide payı olduğunun kabul edildiği söylendi. "Akademik, dini ve siyasi çevrelerden pek çok önemli Alman yüzlerce acil dilekçe göndermesine rağmen Alman Başbakanı, müttefiki olan Osmanlıya önemsiz birkaç diplomatik not göndermekten başka hiçbir şey yapamadı ve hiçbir etki gösteremedi."
  • Türkiye'de bu konuda açık tartışma yürütülmesinin imkânsız olduğu vurgulandı.
  • Almanlar olarak bu konuda taşıdıkları sorumluluğun bilincinde olunduğunun vurgulandığı metinde, hem Türkler hem de Ermeniler geçmişteki sorunların üstesinden gelmek üzere uzlaşı ve anlayışa davet edildi.

Önerge daha sonra Alman Federal Hükümeti'ne önerilen 5 maddeyle sona eriyor:

  • "Türkiye'nin ön şartsız olarak tarihte ve bugün Ermenilere karşı olan rolünü tetkik etmesini teşvik etmek,
  • Türkiye'nin– özellikle Ermeni katliamı konusunda –  ifade özgürlüğünü sağlamasını savunmak,
  • Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerini hemen normalleştirmesi için çaba sarfetmek,
  • Türkler ve Ermeniler arasında, uzlaşmaya ve geçmişteki suçları affetmeye dayalı bir anlaşma yapılması hedefine katkıda bulunmak ,
  • Ermeni tehcirinin, 20. yüzyılın etnik çatışmalarının tarihi olmasıyla yüzleşmemizin  ayrılmaz bir parçası olarak görülmesine katkıda bulunmak."

Önerge 18 CDU ve CSU milletvekilli tarafından imzalandı. Bu milletvekillerinin arasında şu an başbakan olan Angela Merkel, şimdiki ekonomi bakanı Karl-Theodor von und zu Guttenberg ve eski ekonomi bakanı Michael Glos de bulunmakta.

Alman Parlamentosu'ndaki bu tartışmalar sürerken, Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Gernot Ehrler kendi parlamento grubu adına 21 Nisan 2005 tarihinde bir basın toplantısı düzenledi. Sosyal Demokratların sunduğu ve soykırım kelimesinin kullanıldığı metin, "Ermenilerin Talihsizliğini Anma Günü uzlaşmanın başlangıcı olsun!" başlığını taşıyor.

"Sosyal Demokrat Parti olarak, bu tartışmaların Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşme sürecinde çok önemli bir etken teşkil ettiğini ve uzlaşma süreci için verimli bir dürtü sağlayacağını umuyoruz."

21 Nisan 2005'te meclis bu önergeyi tartışmaya başladı. Annette Schaefgen tartışmaları şu şekilde tarif ediyor:

"Tartışmasız bir şekilde, milletvekilleri Markus Meckel (Sosyal Demokrat Parti) ve Fritz Kuhn (Yeşiller) suçu 'soykırım' kelimesiyle belirttiler fakat birlik partileri (CDU ve CSU) Türkiye'yi kızdırmamak için bu kelimeyi kullanmaktan kaçındılar."

Parlamentodaki bu tartışmalar, Başbakan Schröder'in Mayıs 2005'teki Türkiye gezisine damgasını vurdu. Fakat bir ay sonra, 16 Haziran 2005'te, Parlamento Sosyal Demokrat Partisi, Hıristiyan Sosyal Birliği, Hıristiyan Demokrat Birliği, Yeşiller ve Hür Demokratik Parti (FDP) tarafından ortaklaşa masaya yatırılan önergenin biraz değiştirilmiş versiyonunu oy birliği ile geçirdi. Metnin tam ismi ise şöyle: "1915'te yapılan Ermeni katliamları ve tehcirini hatırlamak ve anmak – Almanya, Türkler ve Ermeniler arasındaki uzlaşıya katkıda bulunmalıdır. "

Parlamentoda geçmesi önerilen metin şu şekilde:

"Alman Parlamentosu Birinci Dünya Savaşı sırasında ve öncesinde şiddete, katliama ve tehcire maruz kalarak mağdur olan Ermenileri saygıyla anar. Osmanlı İmparatorluğu'nun İttihat ve Terakki hükümetinin Anadolu'da yaşayan neredeyse bütün Ermenilerin tamamen imhasına yol açan eylemlerini hiçbir şekilde onaylamamaktadır. Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermenilerin organize edilen imhası ve tehciri ile ilgili pek çok görünür ve elde edilinebilir bilgi olmasına rağmen Alman İmparatorluğu'nun hiçbir şekilde bu vahşeti durdurmak için teşebbüste bulunmamasının yüz kızartıcı olduğunu üzüntüyle belirtir. "

'Soykırım' kelimesi önergede bir defa kullanıldı:

"Pek çok bağımsız tarihçi, parlamento ve uluslar arası örgütler Ermenilerin tehcirini ve imhasını 'soykırım' olarak adlandırmaktadır."

Dikkatli üslubuna rağmen önerge Türk diplomat ve politikacılarından pek çok kızgın tepkiler aldı.  Almanya'daki Türkiye Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik, Hıristiyan Sosyal Birliği ve Hıristiyan Demokrat Birliği gruplarını 'dünyada organize terörü yürüten fanatik Ermeni milliyetçiliğinin sözcüleri' olmakla suçladı. Şimdi, İrtemçelik geçen önergeyi 'Türk tarihine tümden iftira' olarak nitelendiriyor. Başbakan Erdoğan Parlamentonun lobi gruplarına boyun eğdiğini belirterek, 'bunu çok çirkin buluyorum' dedi. Türk Dışişleri Bakanı ikili ilişkileri etkileyecek olumsuz sonuçları konusunda uyarılarda bulundu. Abdullah Gül, 'Büyük bir üzüntü duyarak şunu belirtmeliyiz ki Parlamento uyarılarımızın hiçbirini dikkate almamıştır.' 'Bu karar tamamen hatalarla doludur' dedi ve şöyle devam etti: 'Bu konuda Birleşmiş Milletler'in kararlılığından bahsediyorlar. Fakat uluslararası organizasyonların bu konuyla ilgili hiçbir kararlılığı yoktur.[...] Bu karar Türkiye'ye karşı düşmanlığın kışkırtılmasının kapılarını açmıştır.'

Berlin'deki Türkiye Büyükelciligi, Alman milletvekillerine belgeler gönderdi. Bu belgelerde iki tarafta da mağdurların olduğu ve "katliamların Ermeni teröristler tarafından kışkırtıldığını" belirtiliyordu. Bu yaklaşım faydalı olmadı. Alman Yeşiller Grubu'ndan ve Türk kökenli en önemli Alman politikacılarından Cem Özdemir şöyle konuştu: "Kapalı bir toplumda çok uzun bir süredir çalışan devlet propagandasıyla, uluslararası bir tartışmayı yürütemezsiniz. "

Surviving Herero after the escape through the arid desert of Omaheke in German South-West Africa (modern day Namibia).
Alman Güney Batı Afrika'dan (Bugünkü Nambiya) Omaheke Çölü'nden kaçan ve hayatta kalan Hererolar. Fotoğraf: Vikimedya Commons

Aslında bu önergenin geçmesinden bir yıl önce, Almanya tereddütünü ve karşılaşılabileceği hukuki sonuçların üstesinden gelerek 1905'te Nambiya'da yapılmış bir katliamı tanıdı. 130'a yakın Alman sivil ve askerinin öldüğü bir Herero ayaklanmasına karşılık olarak, Lothar von Trotha tarafından yönetilen sömürge güçleri Hereroların Namibiya'yı terketmelerini ya da öldürülmelerini emretti. Arkasından erkekler, kadınlar ve çocuklar katledildi ya da çöle sürülerek ölüme terkedildi. 100,000 insandan sadece 15,000'i hayatta kalabildi. 2001 yılında, Hererolar Alman hükümetine ve 2 Amerikan tabanlı Alman şirketine karşı 4 milyar dolarlık dava açtı. O zamanlarda savaşçıların ve sivillerin korunmasını öngören uluslararası insan hakları yasaları olmadığını belirten Alman hükümeti bu iddiaya itiraz etti.1

Ağustos 2004'te, Alman Kalkınma Yardım Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul, Nambiya'nın Okakarara şehrindeki bir kutlamaya katıldı. Heidemarie Wieczorek-Zeul, Alman sömürge güçleri tarafından 1904'teki Herero isyanı sırasında işlenen ve 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak tarihçilerin kabul ettiği bu trajedi için resmi bir özür dilemeye gelmişti.

"Biz Almanlar olarak tarihsel ve ahlaksal sorumluluğumuzu ve o zamanlar Almanlar tarafından işlenen suçu kabul ediyoruz… O zaman yapılan bu zulümler soykırım olarak kabul edilmektedir."2

Olayların üzerinden tam olarak 100 yıl geçtikten sonra gelen bu Alman özründen sonra, mahkeme işlemleri durduruldu.

 

 

              1. Andrew Meldrum, "Alman Bakanı Nambiya'daki soykırım için özür diliyor", The Guardian, 16 Ağustos 2004.

              2. Ibid.

Türkiye
ESI ile Isbirligi Içinde Türkiye Gündemi Hakkinda Analizler. Son baski: Turkey & the EU – Stronger Together?.
Return to Europe film
ESI Turkey reports
Turkey picture stories
Background information
Recommended reading
Literary walk
Places
Portraits